28 Ağustos 2010 Cumartesi
12 Ağustos 2010 Perşembe
katlanmak
'mecburiyet denen hadisenin sabir zorlayici bir getirisidir. bazi kisilere, bazen de bazi olaylara ve bunlarin varligina dayanabilmek, kaldirabilmek anlamina gelir. ses cikarmak birseyler yapmak buna bir son vermek istersiniz ama maalesef engeller vardir gerçekleşmez bu istekleriniz. bazen bu hayat bile olabilir, bazen de sadece sevgiliden ayri gecen her saniyedir.' kelime anlamı budur aslında. aslına bakılırsa da antipatik bir kelimedir, sevilmez. zorakilik vardır, mecburi bir durum söz konusudur. yapmak istemediğin herhangi bir olay, durum ya da kişiye bir şeylerden ötürü tahammül söz konusudur. -ki bu yüzden sevilmez. düşündüm mesela, ben nelere katlanmak zorundayım. hangi durumlara, olaylara, vs. herkesin mutlaka sevmediği bir akrabası vardır, ailevi sorumluluklardan, kan bağından ve gereklilikten ötürü mecburdur ona katlanmaya. bizde de var öyle biri, hiç haz etmediğim; tanıdığım en gereksiz insan, yüzünü bile görmek istemediğim ama zaman zaman kapımızı çalan ve mutlaka güler yüz göstermeye mecbur kılındığım ve o çirkin ses tonunu dinleme eziyetine maruz kaldığım. ya da işlerimiz; sevmediğimiz yöneticiler, iş arkadaşları.. ya da en yakınımızın kız-erkek arkadaşları. mutlaka hepimiz şöyle demişizdir 'şuna var ya sırf senin yüzünden katlanıyorum, arada sen olmasan yüzüne bakmam' demedik mi bunu? dedik, en azından ben dedim. birileri yüzünden birilerine katlanmak kötü, çirkin. yapmacık oluyorsun, kendin olmuyorsun ki. belki birileri yüzünden bana katlananlar da vardır, olamaz mı? olabilir. öyle işte, aklıma geldi birden. katlanılmayacak durumları, olayları ya da kişileri neden çekmek zorunda bırakıldığımız. aslına bakılırsa buraya yazmıyorum ama benim katlanamadığım çokk şey var. şimdi burada isim verip kimseleri deşifre etmem ama, katlanamıyorum ki napiim. zorla mı? değil. değil işte.
4 Ağustos 2010 Çarşamba
kızlar prenses olur, erkekler kahraman.
Hayatımızda hep kahramandır birileri. kızların ilk kahramanı genelde babaları olur. evet babaları; aşık olurlar ona, hayran olurlar, kimseyle paylaşamazlar.. özeldir babalar ve kızlar arasındaki o sevgi. anlatmayla olmaz ki, yaşamak lazım. benim ilk kahramanım babam. sonra çeşitli karakterler girer hayatımıza, tv de görüp hayal gücümüzle güçlüleştirdiğimiz ölümsüzleştirdiğimiz, en tepeye yerleştirdiğimiz kahramanlarımız. Kızlara has bi özellik sanırım bu; illaki birilerini kahraman ilan edicez kendimize, kahramanımız olucak birileri.. sonra biraz daha büyüdüğümüzde erkeklerin sadece saçmızı çekmekten ibaret olmadığını anladığımız gün, birşeyler hissetmeye başladığımız gün, kalbimizi kıpır kıpır eden, midemizde kelebekler uçuşturan, heyecanın kralını yaşatan adamlar olur kahramanlarımız. Güveniriz, severiz, güçlüdür o, dünyadır o, dünyamızdır, her şeydir o! herşey midir ya da?! kahramanımızdır o. aslında onu var eden biziz. ona kahraman ünvanını ekleyen bizizdir, yani o kahramanı biz yaratmışızdır bir şekilde. ama hep erkektir. kahraman olucaksan erkek doğucaksın yani, net. kızlar prenses olur, erkekler kahraman. bu hep böyle.
3 Ağustos 2010 Salı
Murphy..
Genel Kurallar
- Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.
- Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir.
- Bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır.
- Bir şeyin olma olasılığı, istenme olasılığı ile ters orantılıdır.
- Er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır.
- Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.
- Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi.
- Ne kadar beklersen bekle istenmediği zaman gelecektir...
Örnekler
- Yere düşen her şey ulaşılması en zor köşeye yuvarlanır.
- Ne zaman arabamı yıkasam yağmur yağar, yağmur yağacağı için arabamı yıkamadığımda yağmur yağmaz.
- Reçelli ekmek ne zaman yere düşse reçelli kısmı hep yere gelir.
- Özür dilemek, izin almaktan daha kolaydır.
- Uyuyan bir bebek, anne babası uykuya dalınca uyanır.
- Bir şey tamir ederken elin tamamen yağlandığında burnun kaşınır.
- İnsanların seni seyretme olasılığı düştüğün komik durum ile doğru orantılıdır.
- Yanlış numara çevirdiğinde çevrilen numara kesinlikle meşgul değildir.
- Patronuna lastiğin patladığı için geç kaldığını söylediğinde ertesi gün lastiğin gerçekten patlar.
- Gırgır geçmeye başladığın anda patron kapıda görünür.
- Sıkışık trafikte şerit değiştirdiğinde, terk ettiğin şerit daha hızlı akmaya başlar.
- Duşa girip ıslandığında telefon çalar.
- Birileri ile karşılaşma ihtimalin, görünmek istemediğin zaman en üst düzeydedir.
- Bir makinenin çalışmadığını ispat etmen gerektiğinde kesin çalışır.
- Kaşıntının şiddeti ulaşma zorluğun ile doğru orantılıdır.
- Sinemada sıranın ortasında oturanlar salona en son girerler.
- Ayağınıza tam oturan bir ayakkabı kesinlikle mağazadaki ayakkabıların en çirkinidir.
- Herhangi bir şeyi beğendiğinizde derhal üretimden kaldırılır.
- Bir şeye ulaşmak istediğinizde ve ulaşamayıp umudunuzu kestiğiniz anda, bir yerden bir şekilde size gelir.
- İşler yolunda gittiği zaman mutlaka bir terslik vardır.
- Aradığınız şeyi baktığınız en son yerde bulursunuz. (Aranılan bir şey birkaç yere bakılarak bulunur ve bulma eylemi zaten en son bakılan yerde gerçekleşir.)
- Herhangi bir bilgide sayılar çok doğru gözüküyorsa boşuna kontrol etmeyin, yanlıştırlar.
- Bir teklifin gerçek olması güvenilir olmasını gerektirmediği gibi, güvenilir bir teklifin de gerçek olması gerekmez.
- Telefon çalmasını beklediğin süreler boyunca çalmayacak, ancak başından ayrılıp başka bir işle meşgul olduğun anda çalıp seni bölecektir.
- Siz sınavlara istediğiniz kadar çalışın, sonunda her zaman çalışmadığınız bir yerden çıkacaktır!
- Ne zaman sınavlara çalışacak olsanız uykunuz gelir, sınavdan sonra uykunuz açılır.
- Dakikalarca beklediğin otobüs sen tam sigara yaktığında gelecektir.
- Sigara dumanı her zaman sigara içmeyen kişiye doğru gelir.
- Barda sana yanaşan kız barın en çirkin kızıdır.
- Ne zaman kürdanı elinden atsan, dişinin arasında bir şeylerin kaldığını farkedersin.
- Senin beklediğin ATM sırası herzaman yavaş ilerler.
- Ne zaman merdivenleri çıkmaya başlasan hep çişinin geldiğini farkedersin.
31 Temmuz 2010 Cumartesi
Rodin Alper Bingöl..
http://www.dusunenadam.org/ mutlaka takip edilesi, yazılan herşey çok okunası. benden söylemesi; bilin bu adamı, okuyun mutlaka. tamam okumazsanız çok birşey kaybetmezsiniz tabi ama, okursanız çok şey kazanacağınız kesin. iyi hissettiriyor bir kere, ruhunu okşuyor insanın, gülümsetiyor bazen, ya da özletiyor. türlü ruh halleri içine sokuyor ansızın. hiç sırası değilken sırası olmayan olaylar canlanıyor gözünüzde, unuttuğunuz resimler aklınızda, anlar daha da anlamlaşıyor sanki. kısaca okuyun; zaman kaybı falan değil kesinlikle. çok okunası ve mutlaka takip edilesi bir blog.
şimdi benim okurken çok keyif aldığım bir yazıyı paylaşıyorum. Rodin Alper imzasıyla..
Küçükten büyüyen mutluluklar..
hayal kurmak, hayallere inanmak, olursaları düşünmek.
bir yaz gecesi sessiz bu kumsalda oturup gökyüzünü izleyip hayallere dalmak.
yorgun gecenin sonunda sevgiliye sarııp uyumak.
metroya tam kapılar kapanırken binmek.
otobüste oturacak yer bulmak ve inene kadar kalkmamak.
annenin hiç sebep yokken gelip öpmesi.
araba kullanırken tam trafikten sıkılmış radyo kanallarını gezerken çok sevdiğiniz parçanın çalması.
arabadan elini dışarı çıkartıp rüzgarı hissetmek.
kar yagarken agzınızı açıp kar tanesi yakalamak.
küçücük bir bebegin gülümsemesi… parmagınızı sımsıkı tutması.
sizin için çok önemli olan kaybettiğinizi sandığınız bir eşyanızı bir süreden sonra tesadüfen alakasız bir yerde buluvermek.
ufak bi kelebeği uçarken seyretmek ya da uzun karınca yolunu takip yuvalarını bulup onları izlemek.
omzundaki muhabbet kuşunun gelip sana öpücük vermesi.
uzun bi süre sonra eve döndüğünüzde o akşam annenizin en sevdiğiniz yemeği pişirmiş olması
sabahları aşık olduğunuz birisi tarafından uyandırılmak, güne o güzel sesi duyup, gözü görüp başlamak.
kötü geçtiğini düşündüğün bir sınavdan kötü bi not almamak, kalmayı beklediğiniz bi dersten geçmek, sınıfta kimsenin cevap veremediği bi soruyu yanıtlamak.
kolayı dışarıda zannederken buzdolabından çıkması.
yaz ortasında buz gibi bir karpuz dilimi, yanında beyaz peynir.
vücudunuzdan su gibi terler boşalırken buz gibi bir havuza atlamak.
sabah uyandığınızda güneşin yüzünüze vurması.
yanında olmasalarsa ailenin olduğunu bilmek.
akşam iş dönüşü otobanda şans eseri trafik olmaması.
nokia’da yılan oynarken high score yapmak.
son saniyelerde vapura yetişmek… “dur kapatma” diyerek koşturarak vapura binmek.
hiç bilmediğin bir şehirde sabahlara kadar sokaklarda gözgöze dizdize çakır keyif dolaşmak, sahilde gün doğuşunu izlemek.
dişleri fırçaladıktan sonra diş üzerinde oluşan kayganlık hissi, arkasından içilen buz gibi su.
sevdiğin bir insanla mutfağa girip birlikte yemek yapmak, onu ellerinle beslemek.
yemek hazırlanırken ekmek banmak.
son paranı senden daha fazla ihtiyacı olan birisine vermek.
yeni yagmış kar üzerine ilk basan olmak, “kırttt, kırttt” seslerini duymak.
yatakta sevişmeden gözgöze geçen saatlerde yapılan sohbetler, arkasından sevişip sızmak.
yeni bir bilgi öğrenmek, yeni yerler keşfetmek.
kışın buz gibi yataga giren sevgilinin ayaklarını ısıtmak.
kendi evinin olması, evini temizlemek, aldığın bitkilerin büyüdüğünü görmek, temizlik sonrası olan misss gibi kokuyu çekip bir sigara yakmak.
sevgiliye uzun süre sarılıp yanından ayrıldıktan bir süre sonra kokusunun üstünüze sindiğini farketmek.
çalışmadığınız için kalacağınız sınavda kopya çekip, yakalanmadan dersten geçmek.
sigaram bitti derken yeni bir paket bulmak.
gözleriyle gülümseyen birisiyle saatler geçirmek, yüzündeki aptal tebessümü geçirememek, utanmak.
gözlerin kapanırken flört edip msn başında sabahlamak, konuştukça yüzünde tebessümler oluşması.
sabah güneşi görüp, alarmı kapatıp uykuya daldım korkusuyla saate bakıp daha erken olduğunu öğrenip geri uykuya dalmak.
vapurda dışarı oturup rüzgarı hissederek vapurun arkasındaki dalgaları izlemek.
dişin arasına kaçan çekirdek kabuğunun çıktığı an.
başaramayacağın düşünülen birşeyleri başarmak.
film izlerken sevgilinin yorgunluktan kucağında uyuya kalması ya da kalmak.
boşboş oturup anlamsızca tv izlemek.
merdivenleri 3 er 5 er çıkmak.
yıkanmış çamaşırlardan yayılan yumuşatıcı kokusu.
1 tanede olsa güvendiğin bir insanın hayatında olması, inanmak, güvenmek, sevmek.
30 Temmuz 2010 Cuma
dengesiz ben!
bazen çok kızıyorum; herkese, her şeye, duruma, olaya, hayata, dünyaya, sevdiklerime, sevmediklerime, hatta hiç tanımadıklarıma.
sonra durup düşünüyorum bazen; 'neden' diye. neden kızıyorum? cevap belli aslında 'bir şekilde üzülen oluyorum' üzüyorlar beni. sonra bu kez kendime kızıyorum yine; 'neden beni üzmelerine izin verdin' diye. sonra tekrar düşündüğümde benimde üzdüğüm bir çok insan olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalıyorum ve bu kez de onları neden üzdüm diye kızıyorum kendime. bu karmaşık döngü uzunca bir süre devam ediyor; sorular, cevaplar, nedenler, niçinler, ama'lar, verilen sözler, tutulamayan sözler, yalan gerçekler, gerçek yalanlar..
değişik bir kaos hali. içinden çıkılamayacak bir hal alıyor ister istemez.
ve tam o sırada 'hayat' diye bir ses geliyor bir yerlerden..
hayatın kendisi zaten bu; üzüleceğim, üzeceğim, kızacağım, seveceğim ya da nefret edeceğim. türlü türlü ruh halleri yaşayacağım, yaşatacağım, yaşayacağız..
gerçek bu çünkü. ben yaşadıkça, sen yaşadıkça, o yaşadıkça, hayat devam ettiği sürece olacak bunlar.
hoşuma gitse de gitmese de. sevsem de sevmesem de, istesem de istemesem de.
hayat bizim onu salladığımız kadar sallamıyor belki de bizi, onu dikkate aldığımız kadar önemsemiyordur belki de. belki de basit bir sims oyunundan ibaretizdir onun için, gülüp geçiyordur.
olamaz mı, olabilir bence. ama olmayabilir de!..
sonra durup düşünüyorum bazen; 'neden' diye. neden kızıyorum? cevap belli aslında 'bir şekilde üzülen oluyorum' üzüyorlar beni. sonra bu kez kendime kızıyorum yine; 'neden beni üzmelerine izin verdin' diye. sonra tekrar düşündüğümde benimde üzdüğüm bir çok insan olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalıyorum ve bu kez de onları neden üzdüm diye kızıyorum kendime. bu karmaşık döngü uzunca bir süre devam ediyor; sorular, cevaplar, nedenler, niçinler, ama'lar, verilen sözler, tutulamayan sözler, yalan gerçekler, gerçek yalanlar..
değişik bir kaos hali. içinden çıkılamayacak bir hal alıyor ister istemez.
ve tam o sırada 'hayat' diye bir ses geliyor bir yerlerden..
hayatın kendisi zaten bu; üzüleceğim, üzeceğim, kızacağım, seveceğim ya da nefret edeceğim. türlü türlü ruh halleri yaşayacağım, yaşatacağım, yaşayacağız..
gerçek bu çünkü. ben yaşadıkça, sen yaşadıkça, o yaşadıkça, hayat devam ettiği sürece olacak bunlar.
hoşuma gitse de gitmese de. sevsem de sevmesem de, istesem de istemesem de.
hayat bizim onu salladığımız kadar sallamıyor belki de bizi, onu dikkate aldığımız kadar önemsemiyordur belki de. belki de basit bir sims oyunundan ibaretizdir onun için, gülüp geçiyordur.
olamaz mı, olabilir bence. ama olmayabilir de!..
hoş geliyosuz, iyi ki geliyosunuz..
Hani hep çok kızdığım zaman var ya, yani aslında suçlusu o değil de üstlenen hep oluyor. Mecburi bir durum aslında. Ya da sığındığım bahanem. Evet bu çok daha doğru bir tanım sanırım; en iyi bahanem. Şimdilerde ise iyi bir arkadaşım oldu kendileri. 'zaman her şeyin ilacıdır' derler ve ben hep bu söze karşı duran taraf olurdum. İnanmazdım, saçma gelirdi ya da. Bana göre zaman unutturmazdı hiçbir şeyi, düzeltmezdi; hatta daha da batırırdı. Sevmezdim, hiç hem de.
Fakat şimdilerde bende katılıyorum, zamanla düzeliyor bir şeyler. Belki o olgunluğa erişmekle alakalı bir durum, belki de zaman gerçekten unutturuyor bazılarını. Bir zamanlar aklımdan çıkamayanlar şimdi gülüp geçtiklerim. Yani takıntıdan öte değiller –miş. Komik geliyor bir şekilde. Zaman ilaç oldu sanırım, zamanla geçti.
Şimdi çok farklı hedeflerim var hayat adına; daha gerçekçi. 5 yıl sonra geri dönüp baktığımda pişman olmayacağım, hatta iyi ki yapmışım diyeceğim türden.
Ve öyle ki bunları düşünmek bile mutlu olmama yetiyor şuan. İnsanın hep bir hedefi olmalı, bir şeyler için çabalamalı, çırpınmalı, istemeli.. sen biraz çabalarsan eğer gerçekten istersen onlar oluyor zaten, yeter ki istemeyi bil. İstediğin şeye hayatında yer aç. Seni karşılayabilirim de, buna gerçekten inan ve o sana gelsin. Ve ben hayatımdan bir sürü şeyi çıkardım şuan; ailem ve dostlarım dışında. Kocaman yer açtım hayallerime. O kadar büyük ki, kollarım açık onları bekliyorum. Hepsinin yerleri hazır ve hepsi bana gelmek için can atıyor. Farkındayım, çünkü çok istiyorum ve onlarda bu kadar istenildiklerini bildikleri için benim olma yolunda çabalıyorlar, görüyorum.
Mutluyum, heyecanlıyım, hevesliyim, istekliyim..
Fakat şimdilerde bende katılıyorum, zamanla düzeliyor bir şeyler. Belki o olgunluğa erişmekle alakalı bir durum, belki de zaman gerçekten unutturuyor bazılarını. Bir zamanlar aklımdan çıkamayanlar şimdi gülüp geçtiklerim. Yani takıntıdan öte değiller –miş. Komik geliyor bir şekilde. Zaman ilaç oldu sanırım, zamanla geçti.
Şimdi çok farklı hedeflerim var hayat adına; daha gerçekçi. 5 yıl sonra geri dönüp baktığımda pişman olmayacağım, hatta iyi ki yapmışım diyeceğim türden.
Ve öyle ki bunları düşünmek bile mutlu olmama yetiyor şuan. İnsanın hep bir hedefi olmalı, bir şeyler için çabalamalı, çırpınmalı, istemeli.. sen biraz çabalarsan eğer gerçekten istersen onlar oluyor zaten, yeter ki istemeyi bil. İstediğin şeye hayatında yer aç. Seni karşılayabilirim de, buna gerçekten inan ve o sana gelsin. Ve ben hayatımdan bir sürü şeyi çıkardım şuan; ailem ve dostlarım dışında. Kocaman yer açtım hayallerime. O kadar büyük ki, kollarım açık onları bekliyorum. Hepsinin yerleri hazır ve hepsi bana gelmek için can atıyor. Farkındayım, çünkü çok istiyorum ve onlarda bu kadar istenildiklerini bildikleri için benim olma yolunda çabalıyorlar, görüyorum.
Mutluyum, heyecanlıyım, hevesliyim, istekliyim..
O halde yeni hayatıma hepiniz hoş geliyorsunuz, iyi ki geliyorsunuz..
ÇAĞRIŞIMLAR
ÇAĞRIŞIMLAR
Çok küçük bir yalanı
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi?
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi?
Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi?
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi?
Gecikmiş bir gizlemi,
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı?
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı?
Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi?
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi?
Bir gerçeği erken,
Bir açlığı tokken
Anladınız mı?
Bir açlığı tokken
Anladınız mı?
Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yaşadınız mı?
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yaşadınız mı?
Yalanı sürmeye sürmeye,
Yanlışı görmeye görmeye
Saklandınız mı?
Yanlışı görmeye görmeye
Saklandınız mı?
Doğruluğun yönünde,
Doğruların önünde
Aklandınız mı?
Doğruların önünde
Aklandınız mı?
Ortamsız bir yaşamda,
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı?
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı?
Özdemir Asaf
23 Temmuz 2010 Cuma
kadın olmak zor..
Kadın olmak gerçekten de zor. Çok net zor. Bu düşünceye her zaman sahiptim ama şu sıralar baya hat safalarda. Neden mi? Peki anlatayım azcık. Mesela yarın kuzenimin düğünü var. ve ben 1 haftadır bunun stresi içindeyim; ne giyicem, saçımı nasıl yaptırıcam, takı seçimi, ayakkabılar, oje, çanta.. baya zor yani işimiz.
Erkekler öyle mi ama? Hayır. Onlar rahat. En özel günde bile işleri gayet basit. Sık bir takım elbise, uygun ayakkabı, bir de saç-sakal traşı. Ohh mis. Gökhanı düşünüyorum mesela, yarın düğünü var ama acip bi rahatlık beyefendide. Bi takım elbiseyle halletti işini. Öbür tarafta da müge. Kaç kez gelinlik provası, saçım nasıl olucak telaşı, doğru makyaj seçimi. Şimdi gelde sinirlenme. Zor işimiz yaa, çok zor.
Erkeklerin topuklu ayakkabı derdi de yok, saçım-makyajım bozulucak mı telaşı da yok. Ya da giysilerine uygun takı, çanta vs. takma olayları falan. Manikür-pedikür de yaptırmıyorlar. Daha sayamayacağım, yani sayarımda çok doğru bir yer değil bunları konuşmak için burası bir sürü iş var, bizim yapmakla yükümlü olduğumuz onlarınsa hayatları boyunca muaf tutuldukları. Bi eşitsizlik var yaniiiiiiii!
Ama bana cinsel kimliğimi seçme şansı verilseydi, her ne kadar zorlukları da olsa ben yine kadın olarak gelmek isterdim dünyaya, o da ayrı bi konu ya. Kadın olmak zor ama güzel. Bi arada bu güzelliklerinden bahsederim. Şuan olmaz, çünkü; kuaföre gitmem gerekli. Manikür-pedikür.
Ee dedim ya kadın olmak zor zanaat yahu.
Ee dedim ya kadın olmak zor zanaat yahu.
21 Temmuz 2010 Çarşamba
eylül akşamı
bülent ortaçgil ve teoman 'eylül akşamı'nı söylesin, ben sabah kadar dinliyim. nasıl güzel bir şarkıdır bu..
http://fizy.com/#s/1ahvmm
Eylül Akşamı
hiçbir neden yokken,
ya da biz bilmezken tepemiz atmış
ve konuşmuşuzdur...
onca neden varken
ve tam sırası gelmişken
hiçbirşey yapmamış
ve susmuşuzdur...
aynı anda aynı sessiz geceye doğru
içim sıkılıyor demişizdir
aynı sabaha uyanırken
kimbilir
aynı düşü görmüşüzdür
olamaz mı?
olabilir.
onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında
belki benim kağıt param,
bir şekilde, döne dolaşa
senin cebine girmiştir
belki aynı posta kutusuna,
değişik zamanlarda da olsa,
birkaç mektup atmışızdır
ayın karpuz dilimi gibi
batışını izlemişizdir deniz kıyısında
aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede
belki de birkaç gün arayla
olamaz mı?
olabilir.
onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında.
bostancı dolmuş kuyruğunda
sen başta ben en sonda
öylece beklemişizdir...
sabah 7:30 vapuruna
sen koşa koşa yetişirken,
ben yürüdüğümden kaçırmışımdır
aynı anda başka insanlara,
seni seviyorum demişizdir....
mutlak güven duygusuyla,
başımızı başka omuzlara dayamışızdır
olamaz mı?
olabilir.
onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında
http://fizy.com/#s/1ahvmm
Eylül Akşamı
hiçbir neden yokken,
ya da biz bilmezken tepemiz atmış
ve konuşmuşuzdur...
onca neden varken
ve tam sırası gelmişken
hiçbirşey yapmamış
ve susmuşuzdur...
aynı anda aynı sessiz geceye doğru
içim sıkılıyor demişizdir
aynı sabaha uyanırken
kimbilir
aynı düşü görmüşüzdür
olamaz mı?
olabilir.
onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında
belki benim kağıt param,
bir şekilde, döne dolaşa
senin cebine girmiştir
belki aynı posta kutusuna,
değişik zamanlarda da olsa,
birkaç mektup atmışızdır
ayın karpuz dilimi gibi
batışını izlemişizdir deniz kıyısında
aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede
belki de birkaç gün arayla
olamaz mı?
olabilir.
onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında.
bostancı dolmuş kuyruğunda
sen başta ben en sonda
öylece beklemişizdir...
sabah 7:30 vapuruna
sen koşa koşa yetişirken,
ben yürüdüğümden kaçırmışımdır
aynı anda başka insanlara,
seni seviyorum demişizdir....
mutlak güven duygusuyla,
başımızı başka omuzlara dayamışızdır
olamaz mı?
olabilir.
onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında
12 Temmuz 2010 Pazartesi
ve ve veeee şampiyonnnnnnn
demiştim demeyi hiç sevmem de ben bunu demiştim yahu. başından bu yana neler dediler; yok ispanya son 8 e çıkamazmış, yok almanya yı asla yenemez (!) miş, hollanda mahvedermiş, öyleymiş, böyleymiş..
eee n'oldu?
kupayı kim kaldırdı?
İSPANYA
pazar günü kuzenimin nikah telaşıyla başladı gün, ardından nikah yemeği derken maçı izleyemeyeceğimiz dank etti kafamıza. allahtan maç uzatmalara gitti de son 30 dakikayı izleyebildim. ciddi anlamda güzel oynadı ispanya, kazanmayı kafasına koymuştu, belli. hop oturup hop kalktık, heyecanlandık, ah dedik bu gol kaçar mı dedik, bari bunu kaçırmayın dedik de hiç ümitsizliğe kapılmadık ( çokkkk heyecanlandık ama kaybetmeyeceğimizden de emindik yani) sonunda beklenen gol 2. uzatma devresinde İniesta' dan geldi. o an golden çok casillas'a gitti benim gözlerim. nasıl duygulandı, ağladı öyle. kıyamam ya, bir erkeğe ağlamak bu kadar mı yakışır? o kupa o kadar önemliydi yani onlar için, o kadar istiyorlardı. takım olarak, hepsi.
neyse sonrası malum, çok geçmeden hakem maçı bitirdi ve gerçek anlamda kupa sahibini buldu. hepinize helal olsun. dünyanın en büyüğüsünüz. çok hakettiniz, dilediğinizce tadını çıkarmak hakkınız. bende bayyyyyyyyyyyaaaaaaaaa sevindim tabi. çok sevindim hatta, çokk mutlu oldum.
sonuç ortada;
Kupa İSPANYA da.
küçük notlar;
*hollanda yıda seviyorum ama, kupa bence ispanya ya çok daha yakıştı
*vuvuzella sesini çok özlüycem
*tahminlerimin tutuşu ve istediğim takımın kupayı kaldırması ayrıca güzel tabi
*kupayı tüm takım haketti tabi de casillas ayrı yaaaaaa
*ahtapot paul u nasıl unuturuz, hayvancağız bildi her şeyi
*ömer üründül var birde
*'waka waka eh ehh' seni de çok sevdik
*gözler en çok türkiye yi aradı ama
8 Temmuz 2010 Perşembe
İspanya
"futbol, 22 kişinin bir topun peşinden koştuğu ve sonunda Almanlar'ın kazandığı bir oyundur."
hahaha n'olduu Almanya ya :):) uf mu oldu?
bazen şu 6. hissim beni korkutmuyor değil. başından bu yana diyorum ispanya final oynuycak ve kupayı alıcak. dün akşam gözlerimiz futbola doydu, sahada nefes aldırmadık almanlara. kimse ihtimal vermiyordu ispanyaya almanya karşısında ama ben buna çok inanıyordum. ee gördükte, hakkaten bayyaaa iyi oynadılar. güzel bir maçtı, hatta uzun zaman sonra ilk kez bir maçtan bu kadar keyif aldım. şimdi merakla pazar gününü bekliyoruz. hollandayı da seviyorum ama favorim kesinlikle ispanya. hadi bakalım şu portakalları da yenelim ve gururla kaldıralım kupamızı. inanmayanlara inat gösterelim herkese. yenersek ben bayyaaaa bi mutlu olucam falan.
hadi İspanya, çok azcık kaldı
çok güveniyorum ben size
yenicez biz, net
yenicez.
hahaha n'olduu Almanya ya :):) uf mu oldu?
bazen şu 6. hissim beni korkutmuyor değil. başından bu yana diyorum ispanya final oynuycak ve kupayı alıcak. dün akşam gözlerimiz futbola doydu, sahada nefes aldırmadık almanlara. kimse ihtimal vermiyordu ispanyaya almanya karşısında ama ben buna çok inanıyordum. ee gördükte, hakkaten bayyaaa iyi oynadılar. güzel bir maçtı, hatta uzun zaman sonra ilk kez bir maçtan bu kadar keyif aldım. şimdi merakla pazar gününü bekliyoruz. hollandayı da seviyorum ama favorim kesinlikle ispanya. hadi bakalım şu portakalları da yenelim ve gururla kaldıralım kupamızı. inanmayanlara inat gösterelim herkese. yenersek ben bayyaaaa bi mutlu olucam falan.
hadi İspanya, çok azcık kaldı
çok güveniyorum ben size
yenicez biz, net
yenicez.
2 Temmuz 2010 Cuma
falan filan
bazen olağanlığı olağansızdır bilirsin, ama sen bu olağansızlığı olağan kılmayı kafaya takmışsındır, buna inanmak da dahil. işte öyle birşey birazcık.
bana göre olağan ama herkese göre asla; tıpkı şu geminin gökyüzünde gidemeyeceği gibi :(
1 Temmuz 2010 Perşembe
Waka waka eh ehh
Gerekli gereksiz her şeye blog yazan biri olarak dünya kupasıyla ilgili kısacık bir yazı bile yazmasam ayıp olurdu. Aslında biraz üzüntülü başladı bizim için, gözlerimiz ne kadar da olmasa Türkiye yi aradı . 2002 yılı geldi mesela aklıma; o yazı muhteşem kılan, sevinçten ağlatan bizleri gururlandıran kırmızı beyaz formaları çok aradı gözlerimiz ama, neyse. Aklıma geldi şimdi o yaz; çok güzeldi çokkk; dünya 3. lüğümüz , tüm maçları takip edişimiz, sonrasında formalarımızla sokaklara dökülüp haklı gururumuzu doyasıya yaşayışımız, sevinç göz yaşlarımız, maçla yatıp maçla kalkışımız, futbol aşkımız, tüm veletlerin ümit davala kesimi saçları, ilhan mansız ı izlemeye doyamayışımız, üzerine yazılan marşlar, cadde turlarımız, taksimde maç izlemelerimiz, havaalanından futbolcuları karşılamaya gidişimiz falan. ya da Euro 2008 avrupa şampiyonası yarı finalisti türkiye falan. Bir teşekkürde tekrar futbolcularımız ve teknik direktörümüze gelsin.. hatırlayalım bir kez daha
Bu yıl kupadan çok vuvuzela konuşuldu. Adını bile yeni duyduğumuz arı vızıltısı çalgıcık! Çalgı demek ne kadar doğru olur, o da bir konu ya her neyse. Hiçbir maçı kaçırmayan ben ve benim gibi futbolseverler için önceleri kabustu şu vuvuzele, kulaklarımızda vızıltılarla. http://fizy.com/#s/1jq5i5 ama şimdi düşünüyorum da eğer o ses olmazsa şuan tribünlerde tuhaf hissederiz, net. Sevmesek dahi alıştık bu arı vızıltılarına. Bu çalgıyı icat eden için bir dönüm noktası olsu dünya kupası, hiç şüphesiz. İcad eden eminim bu kadar konuşulacağını falan tahmin edemezdi.
Sonra bir de waka waka eh ehh var. allahım o nası güzel bir şarkıdır. İnsanın içini kıpır kıpır eden, şarkıya mutlaka eşlik etme gereği uyandıran hatta klipteki abuk hareketleri yapma isteği uyandıran falan. (bkz. ben)
Sonuç olarak güzel oldu, gözümüz futbola doydu, şaşırttı, heyecanlandırdı, üzerine tahminler yürüttürdü, üzdü, sevindirdi, ah dedirtti; keşke bende o tribünde olsaydım bende orda olsaydım dedirtti.
Seviyorum maç izlemeyi, gerçekten seviyorum, stattaki bereberliği, coşkuyu, tribün olayını, orda olmayı neredeyse her şeyden çok istedim bir ara. Ahhhh!!
Seviyorum maç izlemeyi, gerçekten seviyorum, stattaki bereberliği, coşkuyu, tribün olayını, orda olmayı neredeyse her şeyden çok istedim bir ara. Ahhhh!!
Şimdi azcıkta kimi desteklediğimden bahsedeyim. İtalyanlara karşı inanılmaz bir sempatim var, her ne kadar ispanyollar favorim olsada, ama elendiler. İspanyollar favorim, evet. Nedeni aslında azcıkta bu yıl onlarla çok içli dışlı olamız (comenius projesi falan) sevdik biz onları ve o yüzden kupayı almalarını çok istiyorum ve inanıyorum, ciddi inanıyorum. anlam veremediğim bir şekilde yakınlık duyuyorum onlara, kupayı alırlarsa fena sevinicem hani, o derece. Sonra messili arjantini izlemek inanılmaz keyif verdi, taptık adama; insan değil ya da o insansa bizdekiler değil falan. değişik bir şeyler. izlemeye doyamıyorsun derler ya hani, işte bu messi için söylenecek en olası şey. Sambacıları aynı şekilde ya da Almanları.. iyi oynuyor almanlar, akıllı adamlar neticede, takdir ettim vallahi. bir söz vardır ya maça türkler gibi başlayıp almanlar gibi bitirmek. ne kadar doğru aslında.
Gözlerimiz futbola doydu, keyfine vardık, çoğu bitti azı kaldı şimdi, merakla beklemekteyiz; kupayı kaldıracak şanslı takımı ve kaptanı.
Sona çok yaklaştık son 8 deyiz hatta. Bakalım ne olacak.
Gözlerimiz futbola doydu, keyfine vardık, çoğu bitti azı kaldı şimdi, merakla beklemekteyiz; kupayı kaldıracak şanslı takımı ve kaptanı.
Sona çok yaklaştık son 8 deyiz hatta. Bakalım ne olacak.
Uruguay -Gana yı yener
Hollanda -Brezilya maçında bence sürpriz olur, portakallar yapcak bişiler
Almanya -Arjantin maçı kesin Almanların, her ne kadar messi de olsa
Paraguay-İspanya maçı zaten İspanya nın
İçimden bir ses finali İspanya-Hollanda oynuycak ve kupayı da İspanya kaldırcak diyor ama, hadi bakalım artık.
Tahminler üzeri futbol dolu yazımı çokk güzel bir şarkıyla tamamlıyorum.
Waka waka ehh ehhh
30 Haziran 2010 Çarşamba
ab comenius
şimdi 19.02 de yazdığım blog yazıma geri döndüm de gerçekten değmiş yaptıklarımıza, emeklerimize.
evet ya evet o gün; projemiz onaylanmışşşşşşşşşş :):):):)
sabah bu haberi aldığımda sevinçten ağladım, o denli mutluyum. içim kıpır kıpır, sevinçten ölebilirdim falan.
aslına bakılırsa çokk önceden hazılandık biz bu işe. ta ekim 2009 da falan başladık çalışmalara, ülkelerle kontak kurma çalışmaları, gece atılan mailler, telefon trafikleri, her cumartesi sabahtan akşama kadar hatta gece yarılarına kadar bostancıda yapılan toplantılar, zaman zaman yükselen sesler, yorgunluklar, uykusuzluklar, inanmayanlara karşı dik durmalar, daima yeni ve en yaratıcı fikir bulma çalışmaları, 6 ülke koordinatörleriyle iyi ilişkiler kurabilme, gelen saçma mailler karşısında sinirlenmeme, gelen abuk sabuk telefonlarla muhattap olmak zorunda kalışımız.. o kadar uzatabilirim ki bu listeyi. ama en önemlisi bizim bu işi gerçekten yapacak olmayı çok isteyişimiz ve buna çok fazla inanışımız. hep söylerim; eğer bir şeyi çok istiyorsan ve onun için gerçekten çabalıyorsan mutlaka olur, kesin olur.
biz başardık; yorulduk, zorlandık ama başardık.
acemiydik, ilk kez denedik -ki bir de koordinatör ülkeyiz hani ortak falan da değil (öhöm öhöm).
şimdi bunun mutluluğunu yaşıyoruz, hayran hayran bakılan gözler beraberinde.
asıl iş şimdi başlıyor ama biz bunu da hallederiz.
eylül başı gibi ankaraya gitmem gerek, projenin koordinatörüyüm ya :) ahaha
toplantı, sözleşme ıvır-zıvır. ardından eylül sonu macaristan, aralık ingiltere.. devamı da gelecek zaten.. her neyse bugün muhteşem bir gün, olağanüstü falan hatta.
hadi bakalım hayırlı olsun projemiz, emeği geçen herkese çok teşekkür eder koordinatör olarak yazımı noktalamayı bir borç bilir ve susarım, hatta giderim :)
kelebek
İstanbul'u bugünlerde kelebekler bastı, herhangi bir şeyin normalden fazla ortalıkta olması huzursuz edici birşey bence.. bir anda mı türediler yoksa altında hayra alamet nedenlerin olmayışından ötürü müdür bu denli çoklukları bilmemekle beraber, baya saltanat sürüyorlar kendileri İstanbul da.
Evde okulda yolda bahçede dışarıda..
önümde arkamda sağımda solumda
kafamı çevirdiğim her yerdeler şu sıralar.
umarım hayırdır, tabiat ananın dengeleriyle oynamamışız dır da gayet olağandır olağansızlıkla karşıladığımız bu durum. hadi bakalım, hayırlısı.
hoş geldiniz yine de, iyi ki geldiniz.
1 günlük ömrünüzü doyasıya yaşayın, rengarenk kanatlarınızla uçuşarak, mis çiçeklere konarak..
ps. bazen çok özeniyorum size, söylemeden geçemeyeceğim.
22 Haziran 2010 Salı
sen
en sevdiğim kelime "sen". telafuz etmeyi de yazmayı da çok seviyorum.
"sen" en çok sevdiğim.
"sen" en çok söylediğim.
"sen" hep ol, iyi ol.
kızdığım, sevdiğim, özlediğim, istediğim, dediğim, öteki ben...
herşey sen aslında. olmuyor yahu sensiz.
düşünsene bi;
kızıyorum, suçlusu kim? sen
özlüyorum, kimi? seni
aşık oldum, kime? sana
yanında olmak istiyorum, kimin? senin
istiyorum, kimi? seni
iyi kim? sen
kötü kim? sen
hep sen, herşey sen
tüm sorularımın, sorunlarımın, yanıtlarımın karşılığısın sen.
sen, sen, sen..
sen, iyi ki varsın sen.
"sen" en çok sevdiğim.
"sen" en çok söylediğim.
"sen" hep ol, iyi ol.
kızdığım, sevdiğim, özlediğim, istediğim, dediğim, öteki ben...
herşey sen aslında. olmuyor yahu sensiz.
düşünsene bi;
kızıyorum, suçlusu kim? sen
özlüyorum, kimi? seni
aşık oldum, kime? sana
yanında olmak istiyorum, kimin? senin
istiyorum, kimi? seni
iyi kim? sen
kötü kim? sen
hep sen, herşey sen
tüm sorularımın, sorunlarımın, yanıtlarımın karşılığısın sen.
sen, sen, sen..
sen, iyi ki varsın sen.
14 Haziran 2010 Pazartesi
14.06.84/10
Bundan tam 26 yıl önce 14.06.84 de başlamış bu güzel evlilik öyküsü.
Masal tadında, mutlulukla, huzurla, sevgiyle..
Çok istemişler beni, gerçekten istemişler. 3 yıl sonra nihayet doğabilmişim, böylesi güzel bir ailenin bir ferdi olarak. 5 yıl tek çocuk saltanatını yaşayabilmişim, sonra o velet eklenmiş birden. İyi ki de gelmiş..
Şanslıyım, şanslıyız; çünkü mükemmel bir ailemiz var. Bizi çok seven, bizim çok sevdiğimiz, bizim için her şeyi yapabilecek kadar fedakar, daima bizim için çabalayan, sevmeyi-sevilmeyi öğreten, bizi hayata hazırlayan ve bizi her ne olursa olsun koşulsuz seven..
Sabah erkenden bahçeyi çiçeklerle donatmış babacım. Sabahın 7sinde, annem için, onu mutlu etmek için. Ne kadar güzel aslında. 26 yıl geçmiş olsa bile sevdiğin kişinin mutluluğu için çabalayabilmek, onun için heyecanlanmak, ona sürpriz yapmak.. ve ne kadar hoş ki; birinin bunları senin için yapıyor olması. yıllar geçse dahi o adamın sadece seni mutlu etmek için çabalamaları.
Bu gün babama bir kez daha aşık oldum, hayran kaldım, taptım hatta.
Sabahın 7sinde tüm bahçeyi çiçeklerle donatıp anneme sürpriz yaptın ya babacım; çok romantiksinn :)) daha nice mutlu yıllara, iyi ki varsınız :)
böyle de romantik bir adamdır benim babam. duygusaldır, hemde çok.
Bu gün onların günü. Mutluluklarının 26. yılı. 22 yıldır bende tanıklık ediyorum bu tatlı çifte.
Daha nice çok çok mutlu yıllar geçirmemiz dileğiyle...
Gününüz kutlu olsun..
Masal tadında, mutlulukla, huzurla, sevgiyle..
Çok istemişler beni, gerçekten istemişler. 3 yıl sonra nihayet doğabilmişim, böylesi güzel bir ailenin bir ferdi olarak. 5 yıl tek çocuk saltanatını yaşayabilmişim, sonra o velet eklenmiş birden. İyi ki de gelmiş..
Şanslıyım, şanslıyız; çünkü mükemmel bir ailemiz var. Bizi çok seven, bizim çok sevdiğimiz, bizim için her şeyi yapabilecek kadar fedakar, daima bizim için çabalayan, sevmeyi-sevilmeyi öğreten, bizi hayata hazırlayan ve bizi her ne olursa olsun koşulsuz seven..
Sabah erkenden bahçeyi çiçeklerle donatmış babacım. Sabahın 7sinde, annem için, onu mutlu etmek için. Ne kadar güzel aslında. 26 yıl geçmiş olsa bile sevdiğin kişinin mutluluğu için çabalayabilmek, onun için heyecanlanmak, ona sürpriz yapmak.. ve ne kadar hoş ki; birinin bunları senin için yapıyor olması. yıllar geçse dahi o adamın sadece seni mutlu etmek için çabalamaları.
Bu gün babama bir kez daha aşık oldum, hayran kaldım, taptım hatta.
Sabahın 7sinde tüm bahçeyi çiçeklerle donatıp anneme sürpriz yaptın ya babacım; çok romantiksinn :)) daha nice mutlu yıllara, iyi ki varsınız :)
böyle de romantik bir adamdır benim babam. duygusaldır, hemde çok.
Bu gün onların günü. Mutluluklarının 26. yılı. 22 yıldır bende tanıklık ediyorum bu tatlı çifte.
Daha nice çok çok mutlu yıllar geçirmemiz dileğiyle...
Gününüz kutlu olsun..
13 Haziran 2010 Pazar
bunları seviyorum
-Uyumayı
-Çok konuşmayı
-Gezmeyi
-Köpekleri, pengueni
-Kenan doğuluyu
-Çikolatayı
-Holden’ı
-Bilgisayarımı
-Taksimi
-Kahverengi cüzdanımı
-Kendimi
-Kendimi
-Denizi, plajı, güneş kremimi, parmak arası terliğimi
-Melekli kolyemi
-Yazmayı
-İnsanları çıldırtmayı (ama bazennn)
-Çocuk yanımı
-Kuruçeşmeyi
-Kuruçeşmeyi
-Bahçede kahvaltı yapmayı
-Alarmımı gece 3.30 a kurup uyanmayı, sonra tekrar mis uykuma dalıp alarmımla dalga geçip 6.30 da kalkacak olmamı
-Sabah erkenden duş almayı
-Oje kokusunu
-Eriği tuza banıp yemeyi
-Çileği, kirazı
-Kartopu savaşı yapmayı
-Babama şımarmayı
-Kuruçeşmeyi, konserlerimi
-Hayal kurmayı
-Çirkin sesimle bağıra bağıra şarkı söylemeyi
-Huysuzluğumu
-Sinem ve nurdanın dalga geçtiği ses tonumu
-Arabayla geri geri gidemeyişimi
-Alışveriş yapmayı
-Üşengeçliğimi
-Küçüklüğümü
-Küçüklüğümü
-Tembellik yapmayı
-Yağmurda yürümeyi
-Odamı
-Vapurla gezmeyi
-Fal baktırmayı
-Aniden verilen kararları
-Son dakika olaylarını
-İçmeyi, sonrasındaki saçmalamalarımı
-Kendimle dalga geçebilmemi
-Önceleri pek beceremesemde tenis oynayabilmeyi (ama öğrendim)
-Gecenin bi yarısı tenis oynamayı (misal 4.30)
-Gecenin bi yarısı tenis oynamayı (misal 4.30)
-Playstation oynamayı
-Telefonumun hiç susmayışını
-Odamın hiç boş kalmayışını
-Turuncu örtüyü
-Doğum günlerimi
-Bana yapılan tüm sürprizleri
-Atları
-Arkadaşlarımı
-Tavla oynamayı
-Arada bi mutfakta bişiler becerebilmeyi
-Sevilmeyi, sevmeyi
-Efes pilseni, kaya peker'i
-fb yi
-Gülümsemeyi
-Bunları okuduğun için seni :)
-İnsanları mutlu etmeyi
-Birine güvenebilmeyi
-Yolculuk yapmayı
-7 ve 23 sayılarını
-Tatile gidip ertesi gün evimi özledim diye söylenmelerimi
-Cadılıklarımı
-İnatçılığımı
-Herkesin anlattığı beter velet halimi (pek bi cadıymışım)
-Sulu gözlülüğümü
-Yaz'ı
-Michael scofield'ı
-Kız kulesini
-Dizilerimi
-Oviti, ovitteki herkesi, kamp akşamlarını, köpük oyunlarını, su savaşlarını, kamp ateşini, anlatılan esrarengiz korku hikayeleri
-Hamile birinin karnına dokunmayı
-Dövmesi olan erkekleri (ama güzel olcak, ona göre )
-Karnım ağırdığında majezik içmeyi ve hemen geçmesini
-Telefonumu
-Değişik yerler keşfetmeyi
-Mini cooper'ı
-Sarıyeri
-Dondurmayı
-fb yi
-Gülümsemeyi
-Bunları okuduğun için seni :)
-İnsanları mutlu etmeyi
-Birine güvenebilmeyi
-Yolculuk yapmayı
-7 ve 23 sayılarını
-Tatile gidip ertesi gün evimi özledim diye söylenmelerimi
-Cadılıklarımı
-İnatçılığımı
-Herkesin anlattığı beter velet halimi (pek bi cadıymışım)
-Sulu gözlülüğümü
-Yaz'ı
-Michael scofield'ı
-Kız kulesini
-Dizilerimi
-Oviti, ovitteki herkesi, kamp akşamlarını, köpük oyunlarını, su savaşlarını, kamp ateşini, anlatılan esrarengiz korku hikayeleri
-Hamile birinin karnına dokunmayı
-Dövmesi olan erkekleri (ama güzel olcak, ona göre )
-Karnım ağırdığında majezik içmeyi ve hemen geçmesini
-Telefonumu
-Değişik yerler keşfetmeyi
-Mini cooper'ı
-Sarıyeri
-Dondurmayı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


