ben sadece yanında olduğumu bilmeni istiyorum, aldığın her kararda, uyguladığın her durumda, her koşulda, sonucu ne olursa olsun..
hep yanındayım senin.
o kadar hakettin ki mutlu olmayı.
üzülmemeyi nadir hakeden insanlardansın sen.
kimseyi üzmeyen, ama fazlaca üzülen.
bundan sonra herşey çok farklı olucak, biliyorum.
güzel olucak, ikinize de güveniyorum ben.,
ve hiç unutma, ben seni çoook kocaman seviyorum.
4 şubattan sonra bu tarihte senin doğum günün.
hiç unutmayacağım bu günü.
hoşgeldin özgürlük...
gününüz kutlu, ortak doğum gününüz ekstra mutlu olsun.
öpüyorum çok.
Ag
22 Temmuz 2011 Cuma
bilgisayarım
2006 yılında almıştık onu, hiç unutmuyorum o günü. İstinye, teknosa.
hatta sonrasında kaza yapmıştık falan. tarih net olmasada o gün daha dün gibi aklımda.
5 yıldır benimleydi. arkadaşım gibiydi benim. en güzel sözleri, en özel yazışmaları, heyecandan deliye dönmemi sağlayan mailleri, saçma çocuklukları her şeyi onunla yapmıştım ben. Şuana kadar yazdığım tüm yazıları da yani buraya, onunla yazdım ben.
şimdi yok, zaten uzun zamandır bozulacağının sinyalini veriyordu da.. sonunda bozuldu, bitti-gitti.
üzüldüm ben, hemde çok.
saçma salak huylarım, garip takıntılarım var benim, ufacık kağıt parçalarını annemin deyimiyle çeri çöpü bile atmam, saklarım. anısı vardır bende mutlaka. her şeye bir anlam yükler ve deli gibi saklarım.
şimdi onun da evden gitmesi geekiyor da, ben buna bir türlü izin veremiyorum. sanki o gidese, hayatımdan 5 yılı atacakmışım, silecekmişim gibi geliyor.
gülmeyin, öyle işte.
o benim en özellerime şahit oldu, en kızgınlıklarımı yaşadım ben onunla.
sabaha kadar tuşlarının üzerindeki yazılar silininceye kadar parmak izlerimle doldu o.
sıcaktan patlayacakmış olana dek ellerim hep üzerindeydi.
şimdi yani laptop kucağıma, ilk yazımı yazıyorum onunla.
biraz daha ufak, daha işlevsel birşey.
hemde çok tatlı, ama yeni.
eskisi gibi değil.
güzel anılar biriktirmem gerekiyor onunla ilgili.
ama diğerinin yeri hep çok ayrı, çünkü o ilkgözağrı :))
hatta sonrasında kaza yapmıştık falan. tarih net olmasada o gün daha dün gibi aklımda.
5 yıldır benimleydi. arkadaşım gibiydi benim. en güzel sözleri, en özel yazışmaları, heyecandan deliye dönmemi sağlayan mailleri, saçma çocuklukları her şeyi onunla yapmıştım ben. Şuana kadar yazdığım tüm yazıları da yani buraya, onunla yazdım ben.
şimdi yok, zaten uzun zamandır bozulacağının sinyalini veriyordu da.. sonunda bozuldu, bitti-gitti.
üzüldüm ben, hemde çok.
saçma salak huylarım, garip takıntılarım var benim, ufacık kağıt parçalarını annemin deyimiyle çeri çöpü bile atmam, saklarım. anısı vardır bende mutlaka. her şeye bir anlam yükler ve deli gibi saklarım.
şimdi onun da evden gitmesi geekiyor da, ben buna bir türlü izin veremiyorum. sanki o gidese, hayatımdan 5 yılı atacakmışım, silecekmişim gibi geliyor.
gülmeyin, öyle işte.
o benim en özellerime şahit oldu, en kızgınlıklarımı yaşadım ben onunla.
sabaha kadar tuşlarının üzerindeki yazılar silininceye kadar parmak izlerimle doldu o.
sıcaktan patlayacakmış olana dek ellerim hep üzerindeydi.
şimdi yani laptop kucağıma, ilk yazımı yazıyorum onunla.
biraz daha ufak, daha işlevsel birşey.
hemde çok tatlı, ama yeni.
eskisi gibi değil.
güzel anılar biriktirmem gerekiyor onunla ilgili.
ama diğerinin yeri hep çok ayrı, çünkü o ilkgözağrı :))
17 Temmuz 2011 Pazar
cosmoturk
o kadar uzun zaman olmuş ki yazmayalı.. bayya bayyaa yani.
her neyse hiiç uzatmayacağım, hemen söylüyorum.
deli gibi heyecanlıyım şuan,
çocuklar gibi mutluyum,
anatamayacağım bir biçimde umutluyum.
sadece gülmek geliyor içimden,
sadece mutluluk kelimelirini tuşlamak geliyor klavyeden..
herkese anlatmak istiyorum, herkes bilsin istiyorum.
herkes okusun, herkes bir kaç laf etsin istiyorum.
ve vee söylüyorum.
an itibariyle Cosmoturk de yazmaya başladımmmmmmm!!!
ve ilk yazım yayınlandı.
tebrik yorumlarını almaya başladım bile.
al bakalım, bu da benim sayfamın linki.
http://www.cosmoturk.com/yazarlar/aybikem-guner-ajg/
öperim ki çokçok =)) mucu mucuuu
her neyse hiiç uzatmayacağım, hemen söylüyorum.
deli gibi heyecanlıyım şuan,
çocuklar gibi mutluyum,
anatamayacağım bir biçimde umutluyum.
sadece gülmek geliyor içimden,
sadece mutluluk kelimelirini tuşlamak geliyor klavyeden..
herkese anlatmak istiyorum, herkes bilsin istiyorum.
herkes okusun, herkes bir kaç laf etsin istiyorum.
ve vee söylüyorum.
an itibariyle Cosmoturk de yazmaya başladımmmmmmm!!!
ve ilk yazım yayınlandı.
tebrik yorumlarını almaya başladım bile.
al bakalım, bu da benim sayfamın linki.
http://www.cosmoturk.com/yazarlar/aybikem-guner-ajg/
öperim ki çokçok =)) mucu mucuuu
10 Mayıs 2011 Salı
tuhaf.
hemde ne tuhaf.
bu aralar aklımdan ne geçse, anında başıma geliyor.
ya da yaşanacak bir olayı daha önce yaşamış gibi oluyorum.
bir olay geliyor aklıma, canlanıyor gözümde, hemde o an olamayak bir şey, kısa bir süre geçiyor ve olayın baş kahramanı ben oluyorum, tıpkı gözümde canlandırdığım gibi.
herhangi bir kişi geçiyor aklımdan, hop çalıveriyor telefonum, ya da mesajı gülümsetiyor beni. gece yarısı bile olabiliyor bu.
hatta bir şeyi çok istersem, biliyorum kısa süre sonra olacak, ve oluyorda..
öyle işte,
dedim ya, tuhaf.
bu aralar aklımdan ne geçse, anında başıma geliyor.
ya da yaşanacak bir olayı daha önce yaşamış gibi oluyorum.
bir olay geliyor aklıma, canlanıyor gözümde, hemde o an olamayak bir şey, kısa bir süre geçiyor ve olayın baş kahramanı ben oluyorum, tıpkı gözümde canlandırdığım gibi.
herhangi bir kişi geçiyor aklımdan, hop çalıveriyor telefonum, ya da mesajı gülümsetiyor beni. gece yarısı bile olabiliyor bu.
hatta bir şeyi çok istersem, biliyorum kısa süre sonra olacak, ve oluyorda..
öyle işte,
dedim ya, tuhaf.
26 Mart 2011 Cumartesi
Gülümseme hastalığı
Gülümsemek kesinlikle duygusal enerjiyi yukseltiyor ve yaşam enerjisine çeviriyor.
Hemen akabinde yaşam enerjisini bedenimize yolluyor ve bedenimizde olumlu alan yaratıyor. Anında hareketlerimiz değişiyor, mizacımız değişiyor, ve bizdeki bu muhteşem değişikliği çevremize yolluyor.
Çevremizdeki insanlarada bulaşıyor neşemiz, biz gülümsüyoruz, o da gülümsüyor. O bir başkasına gülümsüyor, o başkası bir diğerine.. bir diğeri yaşlı bir teyzeye, o teyze torununa, torunu anneciğine, annesi eşine, eşi patronuna.. vs. vs. vs.. böyle çoğalarak, +1 ekleyerek devam ediyor gülümseme hastalığı.
Yaygınlaşarak, gülümseterek çoğalıyoruz.
Hemen akabinde yaşam enerjisini bedenimize yolluyor ve bedenimizde olumlu alan yaratıyor. Anında hareketlerimiz değişiyor, mizacımız değişiyor, ve bizdeki bu muhteşem değişikliği çevremize yolluyor.
Çevremizdeki insanlarada bulaşıyor neşemiz, biz gülümsüyoruz, o da gülümsüyor. O bir başkasına gülümsüyor, o başkası bir diğerine.. bir diğeri yaşlı bir teyzeye, o teyze torununa, torunu anneciğine, annesi eşine, eşi patronuna.. vs. vs. vs.. böyle çoğalarak, +1 ekleyerek devam ediyor gülümseme hastalığı.
Yaygınlaşarak, gülümseterek çoğalıyoruz.
O yüzden gülelim, herkese inat, ve hatta kendimize inat gülümseyelim. Etrafımızdakileride gülümsetelim.
Herkes birbirinin iyilik meleği olsun bugün, yanındakinin iyi yanlarını görmeye
çalışsın, güzel gözlerle baksın, güzel şeyler görsün, sadece güzel görmek istesin.
Herkes birbirinin iyilik meleği olsun bugün, yanındakinin iyi yanlarını görmeye
çalışsın, güzel gözlerle baksın, güzel şeyler görsün, sadece güzel görmek istesin.
O zaman gülümsetmece oyunumuz başlasın. Hatta bu oyun hayat boyu sürsün, hep devam etsin.
O beni gülümsetsin, ben seni, sen Ayşe’yi, Ayşe Ali’yi, Ali Zeynep’i, Zeynep Emre’yi, Emreu’nu … o bunu, bu onu..
Bu yazıyı okuyan herkes beni :)) hihihi
Herkes gülümseme-gülümsetme hastalığına yakalansın, hiç iyileşemesin, herkese bulaşsın. Tüm dünya gülümseyen gözlerle etrafına neşe saçıp bu hastalık karşısında çaresiz kalsın..
Amin :))
9 Şubat 2011 Çarşamba
İnsomnia
Uykusuz bir geceye daha merhaba.
Kapanamayan cin gözlere merhaba.
Can sıkıntısına merhaba.
Sabah 12 de uyanan dolayısıyla geceleri uyuyamayan sevgili bünyeme merhaba.
Şu saatte uyuyan tüm dostlarıma merhaba.
Çalmayan telefonuma merhaba.
Evdekilerin horultu seslerine merhaba.
Kulak tırmalayan saat tik takına merhaba.
Gecenin bu saatinde kornaya basan öküze merhaba.
Sıcacık yatağıma merhaba.
Hayal gücüme merhaba.
Uyku getirmeyen kuzulara merhaba.
Olmayan uyku perime merhaba.
Beni terkeden uykuma elveda.
Uykusuzluğa merhaba.
1 Şubat 2011 Salı
saçma!
Yok hayır, öyle saçma ergen tavırları içerisinde hayatından bıkmış, isyankar modda değilim. Sadece sıkkınım bugün, ama sebebsiz. Anlam veremediğim bir huzursuzluktur gidiyor. Hani gün kötü başlayınca kötü devam eder ya, ( ha bu arada Murphy’ye selam olsun) öyle bir şey sanırım. Esasında günün kötü başlamasının çok bir somut nedeni de yok, öyle moralsiz bir gün diyelim. Her olaya gülebilen, en ufacık olaydan mutluluk duyabilen, pollyanacılık oynamaya bayılan ben anlamsız bir moralsizlikle boğuşmaktayım şu saatlerde. Halbuki tatil, yani mutluluğun tavan yapması gereken nadir zaman dilimlerinden.
Herneyse geçer, yani umarım tez zamanda gider şu sıkıntı bulutları üzerimden. Yoksa çok çekilmez oluyorum, farkındayım. Suratsız bir ben hiçç çekilmiyor. O zamanlarda ben bile bana tahammül edemezken başkalarının bana katlanmasını bekleyemem, o kadar da bencil değilim. O yüzden tıktım kendimi eve, negatifliğim beni terk edene dek, bende kendimle başbaşa kalıp sadece kendimin cansıkıntı nedeni olayım. Ben sevmem ya çok kaprisli, mıy mıy insanları, şimdi de kendim o konumda olduğum için kimseyi rahatsız etmiyorum işte. Böylede düşünceliyimdir, heheh. Laf!
Bu arada Lost dvdlerimi kaybettim evin içerisinde. Yeniden Lost krizim gelmişken hemde.
Biri bana Lost dvdlerimi bulsa ya keşke, ya da hediye etse falan.
Mutlu etse işte birileri beni.
30 Ocak 2011 Pazar
Kavramlar..
Öncelikle bir kavramın kelime anlamını hatırlayalım; Nedir kavram?
Fikir, olay insan veya başka şeyleri sınıflandırmaya yarayan kelime ya da kelime öbekleridir. Kavramlar, düşünce sürecimizin çok önemli bir parçasıdır. Çünkü onlar uğraşmak durumunda olduğumuz bir olay ve fikirden anlam çıkarmamıza yardımcı olur. Çevremizi oluşturan etmenleri kolaylıkla anlayabilmemizi sağlar. Bu sebepledir ki kavramları sıkça kullanırız ve dilimizde de karmaşık fikirleri ifade edebileceğimiz çok sayıda soyut ve somut kavramlar yer almaktadır. Kavramlar herkes için aynı anlamı taşımayabilirler. Kişiden kişiye değişebilir, hatta çok net değişir.
Bir bakalım mesela, bana ne “ne” anlatıyor?
Örneğin, turuncu ve yeşil sadece renk değil benim için. Bir de ikisi yan yana ise hiç değil. Turuncu-yeşil= “Doğa” benim için. Net. (işim ama)
Ha bir de turuncu; aslının yatak örtüsü demek, bir sürü güzellik demek, kızsal mevzular demek, gizli kapaklı işler demek.
Eziyet tanımı sabah erken kalkmak benim lügatımda.
Sigara pis kokmak demek bende, başka hiçbir açıklaması yok.
Tatil demek, gezmek demek, bol bol uyumak ama aynı zamanda uyanık kalıp hep gezebilmek demek, deniz demek, güneş demek, istanbuldan uzaklaşmak demek.
Sarıyer yuva benim için, evim, ailem, arkadaşlarım. Sarıyer çok şey demek bende. Onu ayrıca yazmak gerek.
Kısa bir süre öncesine kadar tiyatro sadece tiyatroyken şimdi Tiyatro=bgst oldu bende. Ha bir de Tiyatro demek Burak demek. Öyle işte.
Di mi demek “Shakespeare” demek. Gülmek demek. Çook gülmek demek.
Ömer Hayyam, Hasan eniştem demek mesela.
Kahve Dünyası; eren, mehmet, cem, damla, necmiye, ben birliktelik demek. Eskiye gülümsemek, hatta özlemek demek.
Ömer Hayyam, Hasan eniştem demek mesela.
Kahve Dünyası; eren, mehmet, cem, damla, necmiye, ben birliktelik demek. Eskiye gülümsemek, hatta özlemek demek.
Bu kadar değil, devamı gelecek bu yazının..
Oyun gibi bazen..
Hayat bazen tıpkı bir domino taşı misali, ya da satranç oyunu gibi..
Taşları çok dikkatli yerleştirmelisin, en baştaki en sondakini etkileyebiliyor. Yani en başta yaptığın bir hata bütün düzene maal olabiliyor. Böylede bir düzen! var, düzensizliğin içinde adaletsiz bir düzen.
Bazen o taşları öyle güzel yerleştiriyorum ki, ben dokunmadığım sürece kimse bozamıyor hayatımı. Bilerek, isteyerek hata yapmadığım sürece. Ama bazen de başkasının minicik bir dokunuşuyla, tüm hayatım rezil olabiliyor. Ya da hayatımıza isteyerek aldığımız kimseler tarafından bozulabiliyor bu domino taşları.
Ya da öyle hamleler yapıyorum ki bazen, daha oyunun başında son sahnesi canlanıveriyor gözümde. Ve her şey tıpkı düşündüğüm gibi işleyiveriyor. Bana da sadece seyirci olmak düşüyor haliyle.
Satranç gibi yani, öyle bir hamle ki bu; sonunu belli eden..
Çok anlatamıyorum aslında, yani şimdi anlatsam, söylemek istediklerimi herkes bilecek, ama yok susmayı denesem, hayır bu da değil istediğim. Belli kılıflar uydurup yazıyorum bir şeyler.
Yani tam olarak şu aslında; henüz başı bile olmayan olayların sonunu çok güzel kestirebiliyorum şimdilerde. Şaşkınım bende ama, işte öyle.
Değişik bir haller, anlam vermediğim, ama sonucu hep istediğim gibi olan; düşündüren, aslında şaşırtan ama hiç şaşırmayan.
Oyun işte bazen hayat. Bazen domino, bazen satranç..
5 Ocak 2011 Çarşamba
İlkler
İlkler hep özeldir, güzeldir. Doğduğumuz anda başlar aslında; ağzımızdan çıkan ilk sözlük, ilk adımımız, ilk anne deyişimiz, ilk oyuncağımız, ilk arkadaşımız.. vs. vs. uzatabiliriz bunu.
İlkler hep heyecanlıdır, şaşırtıcıdır. Kolay kolay unutulmaz. İlki güzel ama bazen hatırlaması üzücüdür.
Düşünsenize biriyle ilk buluşmanız, konuşmaya çalışmanız ama konuşamamanız.
İlk arkadaşınız.
İlk uzun yolculuğunuz.
İlk sevgiliniz.
İlk oyuncağınız.
İlk hayal kırıklığınız.
İlk öğretmeniniz, okulunuz.
İlk yaptığınız yemek.
İlk gittiğiniz maç.
İlk söylediğiniz yalan.
İlk hastalandığınız an.
İlk kaybedişiniz.
İlk başarınız.
İlk unutamayışınız.
İlk heyecanınız.
İlk ağladığınız an ya da kahkahalarla gülümsemeniz.
Aklıma geldikçe uzayacak bu liste..
bu kadarcık.
İlk unutamayışınız.
İlk heyecanınız.
İlk ağladığınız an ya da kahkahalarla gülümsemeniz.
Aklıma geldikçe uzayacak bu liste..
bu kadarcık.
4 Ocak 2011 Salı
sevmiyorum sizi!
Ben bazı kelimeleri sevmiyorum. Yok, yani sevmiyorum. Ha kullanmıyor muyum? Kullanıyorum, ama işte sevmiyorum. Ben kullanayım da, kimse bana bu şekilde karşılık vermesin. Olmaz mı? Ohaa bendeki bencilliğe bak yani.
Tamam, tamam bende demiycem artık bu kelimeleri, yani en azından dememeye çalışıcam. Azcık diycem ya da.
Bakarız (olumsuz olanı) : hani kelimeler vardır veya yorumlar vardır kişiden kişiye değişir ya.. bu da öyle bir kelime! Biri söyleyince olumlu bir BAKARIZ oluyor, biri söyleyince olumsuz...
Babam herhangi bir şeye bakarız derse, o kesin olumlu bi bakarızdır. Sonu kesin beni mutlu eder. Ama annem bakarız derse, genellikle bakmaz, sonu onu mutlu eder, -ki olumsuzdur mutlaka. Küçükkende öyleydi. Ya da arkadaşlarım falan da öyle. Herkesin bakarızı farklı. Biraz yanardönerli bir kelime bu. Herkese göre farklı. O yüzden onu da sevmiyorum. Bana sadece bakarızı babam söylesin.
Belki : Leş kelime. Ara kelime, kurtarıcı sanılan ama hiçbir zaman kurtarmayan kelime... tamamsa tamamdır, değilse değildir ya evet ya hayır bu kadar kesindir! Ortası yok bunun. Neden net olamıyoruz ki?
Hayır : olumsuzluk! Sev-mi-yor-ummm!!!! – biliyorum belki ve hayır birbirlerine çok benziyorlar ama belki duyacağıma hayırı duymayı tercih ediyorum en azından net ve kesin biliyorsun ki hayır... :)
Keşke : keşke öyle yapmasaydım, keşke böyle olmasaydı, keşke demeseydim, keşke gitseydim vs. vs. vs. oldu işte, şimdi napıcan ona bak! Niye bunu diyorsun ki? o zaman bir şeyi yapmadan evvel biraz daha düşün, keşke demeyiver!
Belki : Leş kelime. Ara kelime, kurtarıcı sanılan ama hiçbir zaman kurtarmayan kelime... tamamsa tamamdır, değilse değildir ya evet ya hayır bu kadar kesindir! Ortası yok bunun. Neden net olamıyoruz ki?
Hayır : olumsuzluk! Sev-mi-yor-ummm!!!! – biliyorum belki ve hayır birbirlerine çok benziyorlar ama belki duyacağıma hayırı duymayı tercih ediyorum en azından net ve kesin biliyorsun ki hayır... :)
Keşke : keşke öyle yapmasaydım, keşke böyle olmasaydı, keşke demeseydim, keşke gitseydim vs. vs. vs. oldu işte, şimdi napıcan ona bak! Niye bunu diyorsun ki? o zaman bir şeyi yapmadan evvel biraz daha düşün, keşke demeyiver!
Ama: hep bahane, hep kendini savunma. Ne ama? Ne? Ama şöyleydi, ama şuraya gitmem gerekiyordu, ama aradım, ama duymadın, ama istemiyorum. Ama ama ama. Deme bana ama!
Bu böyle olmaz : peki ya nasıl olur ya? Göster bakalım? Sen daha mı iyi biliyodun? O zaman bu zamana kadar nerdeydin? Bu olmaz, bu yapılmaz, böyle mi olur... Kurallarla yaşayan binlerce insanla dolu etrafımız. Her şeyin, her zaman bal gibi, istersen olabildiğini ya da olabileceğini gösteren, gösterebilen herkesi seviyorum ben.
Evet diyelim, olur diyelim, Ne yapsak? Nasıl yapsak? diyelim... ne güzel laflar onlar...
Demeyelim bu çirkin kelimeleri, kullanmayalım. Olmaz mı?
3 Ocak 2011 Pazartesi
Tek yön bileti...
Hayatta en çok yapmak istediğim şeylerden biri günün birinde yanımda beni sıkmayacak herhangi biri ile havaalanına gidip elimizde sadece pasaportlarımız ve cebimizdekilerle uçağa binip gitmek nereye gittiğini bilmeden....
Biraz fazla özgür olmak bu, ama çok da istediğim birşey.
Özgürlüğüme düşkünüm, ama korkağım..
Her ne kadar ben çok cesurum desem de ya da kendimi öyle göstermeye çalışsam da çok şeyden korkarım ben.. yalnızlıktan, hastalıktan, sevdiklerimi kaybetmekten, yolumu kaybetmekten, vs vs..
Bilinmeyeni sevmem, ama çok cezp eder beni..
Acaba bu yüzden midir, bilinmeyenleri bilme istediğim, görmediğim bilmediğim yerlere tek yön biletiyle gitmek istemem?
Gittiğimiz yerden aldığımız diğer tek yön biletiyle başka bilinmeyen ülkeye yolculuk etmek..
Düşünün bi ya.
Buradan biniyorsunuz uçağa, hoop hiç bilmediğiniz bir ülkeye, oradan atlıyorsunuz bir tekneye, yine bilmediğiniz başka bir yere, ayağınızı toprağa bastınız an sizi bir araba karşılıyor yine bilinmeyene, oradan yine uçak yolculuğu, belki sonra tren, yine tekne, yine araba, gemi, uçak, vs. vs. vs…
Rüya gibi..
Sürekli bir yerlere, yeni yerlere.
Keşke her günüm böyle ilerlese, evimize sadece mola için uğrasak...
Gezsek, gezsek, gezsek.. hep gezsek, bilmediğimiz yerleri keşfetsek, görsek her yeri, bilsek tüm dünyayı.
Ne kadar harika değil mi?
Sizde ister miydiniz?
Tek yöne biletiyle, buradan gitmek nereye gittiğini bilmeden, otel rezervasyonu yapmadan, kendini garantiye almadan sadece cebindekiyle...
Ben isterdim hem de çok isterdim...
Sadece ülkeyi görmediğim yeri görmek değil, insanlarıyla tanışmak, kültürlerini öğrenmek.
Ahh işte benim hayalim.
Ha gerçek olur mu bilmem -ki gerçek olma ihtimali yok gibi birşey.
Ama hayat bu, yarının ne getireceğini kimse bilemez, değil mi?
2 Ocak 2011 Pazar
Özlediklerim..
Benim mi çok fazla özlediğim şey varmış, yoksa olması gereken mi bu diye düşünürken, baya baya uzun bir liste çıktı... İstesem çok daha uzun da olabilirdi, fakat bir yerde dur demek, nokta koymak gerek.. İşte benim özlediklerimin listesi... Peki siz neleri özlüyorsunuz????
*Servis kaçırmamak için evden koşarak çıkıp nefes nefese kaldığım günleri
*Midem bulanıyor öğretmenim, ateşim çıktı öğretmenim mazaretleri ile revir kağıdı alıp derslerden kaçabildiğim hatta eve gelebildiğim günleri
*Servis kaçırmamak için evden koşarak çıkıp nefes nefese kaldığım günleri
*Midem bulanıyor öğretmenim, ateşim çıktı öğretmenim mazaretleri ile revir kağıdı alıp derslerden kaçabildiğim hatta eve gelebildiğim günleri
*Nöbetçi öğrenci olup, derse girmemeyi
*Ayrı sınıfta olan kankiciklerle tenefüs aralarında buluşmayı
*Ayrı sınıfta olan kankiciklerle tenefüs aralarında buluşmayı
*Korkmaz pastanesinin sıcacık poğaçalarını
*Fatihlerle yakalamaç oynamayı, Gökhanla kavgalarımızı, mahalledeki tüm erkek çocuklarıyla tıpkı erkek gibi maç yapmayı
*Hasan eniştemden Ömer Hayyamı dinlemeyi
*Bira içemediğim ama içmek için çıldırdığım günleri
*Henüz 18 olmuşken anneden gizli gidilen taksim gecelerini
*Ortaokuldan mezun olurken gömleğime imza attırmayı..
*Ortaokuldan mezun olurken gömleğime imza attırmayı..
*İzmitte kayıkla gezmeyi
*Fosforlu pembe bikinimi
*Tatilyayı
*Büyükbabama şımarabilmeyi, gece onun yanında uyumayı, onunla kol kola gezmeyi
*Sabırsızlıkla yaz tatillerini bekleyip izmit’e koşmayı
*Bisikletle turlamayı
*Su ve kartopu savaşlarımızı
*Aslı ile çamurdan pastalar yapmayı
*Barbie bebek oynamayı, onlara giysiler dikmeyi
*Sabahın 6 sında havuza gitmek için Pervinle buluşmayı
*Denize balıklama atlamayı, bombalama atlamayı ve denizin içinde takla atmaya çalışmayı ama atamamayı
*Ankesörlü telefondan telefon açmayı
* Dünya Gençlik Merkezinden rengarenk kalemler defterler almayı
*Kızlarla aynı evin içinde sabaha kadar hiç durmadan sohbet etmeyi…
*Telefonla yaptığımız işletmelerimizi
*Paha biçilemez 10’lu yaşlarımı, çocukluğumu
*18.yaş doğum günlerinin hayatta en önemli gün olduğunu sanmamı ve bunun için sürprizler yapılmasını
* Eşofman giyip, eşofmanı da Tımberland’ın içine sokup gezmeyi, hatta kahve rengi Barbour’ımı. Ne de çirkin kokusu vardı :)
*Pazar günleri ailecek gezmeyi
*Denize balıklama atlamayı, bombalama atlamayı ve denizin içinde takla atmaya çalışmayı ama atamamayı
*Ankesörlü telefondan telefon açmayı
* Dünya Gençlik Merkezinden rengarenk kalemler defterler almayı
*Kızlarla aynı evin içinde sabaha kadar hiç durmadan sohbet etmeyi…
*Telefonla yaptığımız işletmelerimizi
*Paha biçilemez 10’lu yaşlarımı, çocukluğumu
*18.yaş doğum günlerinin hayatta en önemli gün olduğunu sanmamı ve bunun için sürprizler yapılmasını
* Eşofman giyip, eşofmanı da Tımberland’ın içine sokup gezmeyi, hatta kahve rengi Barbour’ımı. Ne de çirkin kokusu vardı :)
*Pazar günleri ailecek gezmeyi
*17. yaşımı
*Babamla akmerkeze gidip saatlerce oyuncaklara binmeyi
* Tetris günlerini, Gameboy'da SuperMario ile sabahladığım günleri, Play Station da Crash oynamayı
*Gelen modem sesinden internete bağlanabildiğimi duymayı, ve biri telefonu açtığında internetin kesilmesinden sonraki kavgaları
*Mesaj geldi mi? Ne dedi? Sen ne dedin? O ne dedi? Sohbetlerini arkadaşlarımla yapmayı,
* Tetris günlerini, Gameboy'da SuperMario ile sabahladığım günleri, Play Station da Crash oynamayı
*Gelen modem sesinden internete bağlanabildiğimi duymayı, ve biri telefonu açtığında internetin kesilmesinden sonraki kavgaları
*Mesaj geldi mi? Ne dedi? Sen ne dedin? O ne dedi? Sohbetlerini arkadaşlarımla yapmayı,
*Sulugöz sakız çiğnemeyi
* Snoopy izlemeyi ve evin içinde yastıkla gezmeyi, birgün Richie Rich olmayı hayal etmeyi ve babamdan onun gibi bir ev istemeyi, birgün hayatın Jetgillerde'ki gibi olacağından emin olmamı... Yıllarca annemden beni Susam Sokağı'na götürmesini istememi
* Yonca Evcimik'in Bandıra Bandıra Ye Beni ve Bu Sabah 8.15 Vapurunda günlerini
*Kokulu defterler biriktirdiğim günlerimi
*Tüm ailenin eksiksiz bana doğum günü hediyesi almasını ve o günün bayram gibi kutlanmasını
*Hayatın oyuncak ayılar, topladığım stickerlar ve satın aldığım mug’lardan ibaret olduğu günleri
*Blue Jeans, Hey Girl biriktirmeyi
*Gülten Dayıoğlu okumayı
*Özlediklerimi yazmayı…
31 Aralık 2010 Cuma
h.g 2011
Daha dün gibi hatırlıyorum, 2009 biterken yazdıklarımı.
Ya da 1 ocak 2010’u falan.
Ya da 1 ocak 2010’u falan.
Üzerinden tam 1 yıl geçmiş, koca 1 yıl geçmiş, hem de hiç anlayamadan.
Tamam geçen yıl içinde aynı şeyleri söylemiştim. doğru. ama bu yıl bildiğin hızlı geçti. n'olduğunu anlayamadan, daha dün gibi herşey. o derece hızlı.
Tamam geçen yıl içinde aynı şeyleri söylemiştim. doğru. ama bu yıl bildiğin hızlı geçti. n'olduğunu anlayamadan, daha dün gibi herşey. o derece hızlı.
-Hem çok çirkin hem de çok güzel bir yıldı bu yıl.
Hem yeni heyecanlar, hem de hiç bilmediğim duygular kattı bana.
Sevinçten de üzüntüden de ağlattı beni bolca. Zaten sulu gözlüyüm, iyice ağlak bir kız oldum bu yıl.
-İyice büyüttü beni, 20 li yaşlara iyice alıştırdı, sevdirdi.
Hem yeni heyecanlar, hem de hiç bilmediğim duygular kattı bana.
Sevinçten de üzüntüden de ağlattı beni bolca. Zaten sulu gözlüyüm, iyice ağlak bir kız oldum bu yıl.
-İyice büyüttü beni, 20 li yaşlara iyice alıştırdı, sevdirdi.
Hatta bir de +3 eklendi.
23 oldum 23. Bayyaa büyüdüm ben.
-Çocukluk hayalimi gerçekleştirmek için kocaman bir adım attı bu yıl.
23 oldum 23. Bayyaa büyüdüm ben.
-Çocukluk hayalimi gerçekleştirmek için kocaman bir adım attı bu yıl.
O yüzden 2010 biraz daha özel. Geçen yıl çalışmalarına başladığımız comenius projemiz kabul edildi, fonlandı. Koordinatörüm (öhöm, öhöm)
yaniiii haziranda İSPANYA.
Öncesinde şubatta Macaristan falan.
O yüzden kocaman bir teşekkür 2010’a.
Ha bu arada, İspanya ya gidince mutlaka Barcelonalı futbolcular ziyaret edilecek.
Yoksa olmaz, hayal yarım kalır :)
yaniiii haziranda İSPANYA.
Öncesinde şubatta Macaristan falan.
O yüzden kocaman bir teşekkür 2010’a.
Ha bu arada, İspanya ya gidince mutlaka Barcelonalı futbolcular ziyaret edilecek.
Yoksa olmaz, hayal yarım kalır :)
-Hayatımda hiç gitmediğim kadar doktora gittim bu yıl, hem de hastaneleri hiç sevmezken.
İlaçlarla baya haşır neşir oldum o yüzden. Artık hasta olmiiyim, lütfennn!!!
-Çok çok üşüdüm ben bu yıl, hala da üşüyorum.
İlaçlarla baya haşır neşir oldum o yüzden. Artık hasta olmiiyim, lütfennn!!!
-Çok çok üşüdüm ben bu yıl, hala da üşüyorum.
-Eskinin eskide kaldığını ve eskiden artık ne kadar uğraşırsan uğraş, yeni olamayacağını öğretti bir de güzel yıl. Ve bana sevdirdi bu fikri.
-Çok güzel bir yaz geçirdim bu yıl, bir kaç saat içinde verilen ani tatil planları. Yanımda çok çok sevdiğim 5 tatlı bayanla. Gezdik eğlendik..
-Gökhan ve Ümit’i evlendirdik bir de bu yaz. Rüya gibi 2 düğün.. evet 2 kuzenimi de başka kızlara kaptırdım bu yıl!
Heheh, böyle de kıskancım, napiim.
-Yazmaktan hiç sıkılmadım, tam gaz devam. Hiçbir şeye vakit bulamamaktan sürekli yakınırken, yazmak için hep vakit bulabildim ben. Seviyorum ki ama yazmayı.
-Çok komik bir şekilde şampiyon olamadı bu yıl fb. ben formamla kala kaldım ortada. şampiyonluk diye yola çıkarken, gece yarısı bile olmadan eve dönmece.
-Büyükbabamı çok özledim ben, babanemide.
-Annemi, babamı çok fazla seviyorum. onlar için ölebirim.
-İnsanları mutlu etmek çok daha güzel bu yıl. karşılık beklemeden. Sevmek, birileri için bir şeyler yapmak.
Birini az da olsa gülümsetebilmek.
ya da birinin gülümsemesinin sebebinin sen olduğunu bilmek falan.
-güzel bir sosyal sorumluluk projesine adım attım bu yıl birde, ha devamı da gelecek.
-İtalyancaya merak sardım, öğrenicem.
Ama İspanyolcayı da öğrenmek istiyorum.
Heheh, böyle de kıskancım, napiim.
-Yazmaktan hiç sıkılmadım, tam gaz devam. Hiçbir şeye vakit bulamamaktan sürekli yakınırken, yazmak için hep vakit bulabildim ben. Seviyorum ki ama yazmayı.
-Çok komik bir şekilde şampiyon olamadı bu yıl fb. ben formamla kala kaldım ortada. şampiyonluk diye yola çıkarken, gece yarısı bile olmadan eve dönmece.
-Büyükbabamı çok özledim ben, babanemide.
-Annemi, babamı çok fazla seviyorum. onlar için ölebirim.
-İnsanları mutlu etmek çok daha güzel bu yıl. karşılık beklemeden. Sevmek, birileri için bir şeyler yapmak.
Birini az da olsa gülümsetebilmek.
ya da birinin gülümsemesinin sebebinin sen olduğunu bilmek falan.
-güzel bir sosyal sorumluluk projesine adım attım bu yıl birde, ha devamı da gelecek.
-İtalyancaya merak sardım, öğrenicem.
Ama İspanyolcayı da öğrenmek istiyorum.
"2011’e dair hiçbir isteğim yok, beklentim de yok. Ne yaşanması gerekiyorsa o olsun." demiycem bu kez.
2011'den çok şey bekliyorum. beklentilerim tavan.
Birsürü güzellik olsun istiyorum. Biri gelsin ve her şeyi düzeltsin, yeni hevesler yenilikler getirsin bana.
Çok şaşırtsın bu yıl beni.
Çok çok gülümsetsin, çok mutlu etsin.
2011'den çok şey bekliyorum. beklentilerim tavan.
Birsürü güzellik olsun istiyorum. Biri gelsin ve her şeyi düzeltsin, yeni hevesler yenilikler getirsin bana.
Çok şaşırtsın bu yıl beni.
Çok çok gülümsetsin, çok mutlu etsin.
Bolca gülelim, mutlu olalım hepimiz..
Seviyorum ben sizi, herkesi.
Seviyorum ben sizi, herkesi.
Herkese mutlu mutlu seneler şimdiden..
27 Aralık 2010 Pazartesi
Öyle işte
Ben bu yılın güzel mi yoksa kötü mü geçtiğini anlayamadım. Kararsızım. Özellikle şu son 1 haftam oldukça berbat. Mutsuzum. Sıkılıyorum. Üzülüyorum. Özlüyorum. Ve bunların hepsi sebepsiz.
İstemediğim ortamlarda bulundum şu 1 haftada, üzülmeyi hiç hak etmediğim insanlar tarafından üzüldüm, yanlış anlaşıldım. Ya da bende üzdüm. Çirkin konuşmaların hatta birazda yüksek seslerin bulunduğu bir karmaşanın tam ortası bırakıldım. Hem de nasıl özlemişken.
Hiç olmadığı kadar ağlamak geldi içimden. Çok çaresiz hissettim kendimi, nedenini hiç bilmezken.
Birde üzerine bir sürü hastalık ekleniverdi. Bağışıklığım bu kadar kuvvetliyken, ben o kadar hiç hasta olmazken, duygularımın karmaşıklığı, üzüntülerim, mutsuzluklarım bağışıklık sistemini de çökertiverdi. Evet o da darma duman. En ufak şeyden hasta olabiliyorum şimdi. Şuan bunu yazarken de oldukça hastayım mesela, lahana gibi kat katım. Üşüyorum, hemde çok.
Bu yazıyı neden yazdım? Onu da bilmiyorum. Öyle işte, içimden geldi diyelim.
Şimdi uyuycam biraz. Farkındayım saat henüz çok erken, ama dedim ya; hastayım ben.
20 Aralık 2010 Pazartesi
Tiyatro boğaziçi..
Onları izleme fırsatı bulabildiğim için ciddi şanslıyım ben. Ya da Burak arkadaşım olduğu için falan. Sanırım ilk 2007 de izleme fırsatı bulmuştum onları, hayran kalmıştım hepsine. “Tiyatro Boğaziçi”
Geçen yıl her ne kadar istesem de hiç fırsatım olmadı gidip izlemeye.
Moliere’i ilk Boğaziçinde izlemiştim, Shakspeare’i de Afife Jale de sanırım. Moliere bizim okulda da oynadı sonra, 2. kez sıkılmadan izledim. Hatta 3.’yü bile izleyebilirim. Abartı değil, o kadar iyiler. Çok çok iyiler.
Azıcık oyunlardan da bahsedeyim.
Biz okuldaki oyun sonunda tatlı oyuncularla da tanıştık, hepsi birbirinden güzel, ve iyi niyetli insanlar. Gözlerinin içi gülüyor hepsinin. Ben çok sevdim onları, sanki hepsi çok uzun yıllardır tanıdığım insanlar gibi, çok samimiler, çok doğallar. Çok ben gibiler, biz gibiler. Ama bi gerçek var ki; hepsi bizden çok çok yetenekliler. Haklarını yememek lazım.
Lafın kısası herkesin mutlaka izlemesi gereken oyunlar “ Moliere Efendi” ve “Selam Sana Shakspeare” ve hatta Tiyatro Boğaziçinin tüm oyunlarını izlemeli herkes, takip etmeli. Bilmeli herkes bu yetenekleri, tanışmalı mutlaka.
Ciddi anlamda çok yetenekli olanlar var aralarında ve bu yetenekler kaybolup gitmemeli. Etrafta başarıyı o kadar hak etmeyen insanlar alkışlanırken, bu kadar hak edenler gümbürtüye gitmemeli. Bir şekilde fark edilmeli.
19 Kasım 2010 Cuma
R.
Bazen de bütün fizik kurallarına rağmen yerçekimine karşı gelip uçabilmek, birine derinden duyduğun sarılma hissiyle başedebilmekten daha kolaydır...
ne kadar güzel bir söz değil mi?
ne kadar güzel bir söz değil mi?
17 Kasım 2010 Çarşamba
istiyorumm!!
Ben bundan istiyorumm!! bu küvet, benim gibi sabah yataktan çıktığında değil de sadece duş aldığında uyanabilen biri için çok ideal. değil mi? baksanıza ama ne kadar da şirin.
16 Kasım 2010 Salı
14 Kasım 2010 Pazar
Aslı
Kim ne derse desin, sende benim için çok önemlisin, çok değerlisin. Sen öteki aybikemsin. herşeyimi bilen, her şeyini bildiğimsin. Evet bazen kızdığım ama asla küs kalamadığımsın, hep çağırdığım, yanında hiç sıkılmadığım, ne olursa olsun hep yanımda olacak kişisin sen, 17 yıl önce çamurdan pasta yaptığım, saçmalamaların dibine vurduğumuz, sevimsiz lisemi çekilir kılan, her şeyi ilk duyan, turuncu örtümüzün sahibi :) ve hayatımın geri kalan resminde hep en yakınımda dolaşansın sen. eskiden diye başlayan tüm cümlelerimin en özel kelimesisin, bundan 30 yıl sonra bile ismini en çok telafuz edeceğim kişilerdensin. gözlerim kapalı sırtımı dayayabileceğim, koşulsuz güvenebileceğim öteki bensin sen.
evet ben hep senın yanında olucam, yine küsücem, yine kızıcam, yine pembe pijamalarımı giyip markete bensiz gitmenizi sağlıycam. Böylede üşeneceğim ben :)
Başını ağırtana kadar konuşucam, aybikem yeter diyene kadar en sevdiğim şarkıları dinleticem, sanat ödevimi yine sana yaptırıcam, sevdiğim her şeyi seninde sevmeni bekliycem, her ne kadar bencillik olsada! :) diil ama, neyse ;)
başını çevirdiğin her yerde olucam ben, gölgen gibi, biliyosun evlenince o evde benimde odam olucak! olucak yani, net.
kısacası çok uzun bi süre daha yanındayım, yanıbaşındayım. sen istesende, istemesende. yine sana anlatacak bi çok saçmalıklarım olacak, yine birilerine aşık olup sana koşacağım, yine herşeyi sana anlatacağım ve yine sen hep beni dinleyeceksin.
anla işte kızım ya, senin bensiz bir hayatın olamaz. sen elmanın öteki yarısısın. birileri bizi yiyene kadar beraberiz ;) unutma bunu. öperim. ;)
evet ben hep senın yanında olucam, yine küsücem, yine kızıcam, yine pembe pijamalarımı giyip markete bensiz gitmenizi sağlıycam. Böylede üşeneceğim ben :)
Başını ağırtana kadar konuşucam, aybikem yeter diyene kadar en sevdiğim şarkıları dinleticem, sanat ödevimi yine sana yaptırıcam, sevdiğim her şeyi seninde sevmeni bekliycem, her ne kadar bencillik olsada! :) diil ama, neyse ;)
başını çevirdiğin her yerde olucam ben, gölgen gibi, biliyosun evlenince o evde benimde odam olucak! olucak yani, net.
kısacası çok uzun bi süre daha yanındayım, yanıbaşındayım. sen istesende, istemesende. yine sana anlatacak bi çok saçmalıklarım olacak, yine birilerine aşık olup sana koşacağım, yine herşeyi sana anlatacağım ve yine sen hep beni dinleyeceksin.
anla işte kızım ya, senin bensiz bir hayatın olamaz. sen elmanın öteki yarısısın. birileri bizi yiyene kadar beraberiz ;) unutma bunu. öperim. ;)
7 Kasım 2010 Pazar
sen olmadan
Şimdi biraz daha netleşiyor herşey;
22 yıl olmuş; 22 yıldır buradaymışım meğersem.
Minnacık bir nohut tanesi kadarken düşmüşüm anne karnına, 9 ay sabredip sonra güven yumağı kollara. Derken bebeklik, çocukluk takip etmiş. Zaman geçmiş ergen olmuşum, genç kız olmuşum, aşık olmuşum! Ya da olduğumu sanmışım. Büyümüşüm. Sen olmadan çok eğlenmişim halbuki. 22 yıllık yaşam serüvenimin içinde nefesimi kesen kısacık 1 anmışsın belkide sadece.
Doğduğun günü bilmiyorum, yanında değildim. tarih çok net fakat
İlk adımların, anne deyişin, ilk maça gidişin, ilk kavgan.. çoğu ilkinde yanında değildim.
İlk öptüğün kız ben değilim, ilk elini tuttuğun ya da ilk ‘seni seviyorum’ dediğin.
Seni ilk aldatan da değilim, ilk terk eden de; son da olmayacağım, biliyorsun.
İlk kez benimle yemeğe çıkmadın, ilk kez benim yanımda uyumadın, saçımı ilk okşayan da değilsin, benim için ilk ağlayanda.. son da olmayacaksın; biliyorum.
Hayatıma ilk giren değilsin, sen her ne kadar son olmak istesende.. bunu zaman gösterecek..
Hayatımın en zor gününde sen yoktun; atlattım
En mutlu günümde sen yoktun; sevindim
Kararsızlıklarımda yoktun; tercihimi yapabildim
En ihtiyacım olduğumda yoktun? Neredeydin? Neden gelmedin?
Evet 12 ekimde de yoktun. Doğum günümde sensiz geçti, çok da güzel geçti. Büyüdüm ben artık, büyüdüm. Alıştım sensizliğe, kimsesizliğe, kendime yetmeye, yetebilmeye..
Ve şimdi seni istemiyorum; o kadar da yerin yokmuş sanırım bende; benimde sende..
22 yıl önce yoktun, şimdi de olamayabilirsin. Çok alıştırmadan kendine, daha üzmeden beni, kırmadan kalplerimizi git artık.
31 Ekim 2010 Pazar
Pembe dünya, yok öyle birşey..
Düşünün şimdi. 2 katlı beyaz ahşap bir ev, pembe panjurları olan bahçesinde rengarenk çiçekler, çeşit çeşit meyve ağaçları bulunan. içinde hep güzel insanların hep mutlu insanların yaşadığı. dert yok, üzüntü yok, ölüm yok, sıkıntı yok, tartışma yok, hatta internet bile yok. ne kadar gerçeklikten uzak oldu değil mi? ancak Türk filmlerinde rastlarız bu yaşantılara. gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan. asla gerçek olamayacak kadar yalan olan.
kimin yaşantısı böyle ki? hepimizin var mutlaka sıkıntıları; işle alakalı, aşkla alakalı, maddiyat, hastalık, ölüm, ailevi sorunlar vs. vs.. uzayıp gider böyle.
O yüzden inanmayın o pembe masallara, adı üzerinde 'masal'. hani çocukken annelerimizin bizi uyutmak için okudukları masallar. dinlerken uykuya daldığımız, kahramanların uçabildikleri, hayvanların konuşabildikleri, bir öpücüğe pamuk prensesin uyanabildiği türden masallar. keşke gerçek olabilse dediğimiz fakat bunun hiçbir türlü olabilitesinin olamayacağı sadece çocukluk yani saflık dönemimizde inandığımız cinsten olabilecek türler.
Düşünsene şimdi benim köpeğim benimle konuşacak, fareler kuşlar beni baloya yollamak için seferber olacak, balkabağından arabalar, atlardan şovalyeler yapılacak. jetgillerdeki gibi küçücük bir çanta tüm elektronik eşyalara dönüşecek. uçağım cebimde olacak, bir el şıklatışa arabam olacak. Richie rich kadar zengin olucam, tam öldüm derken yakışıklı prens gelip beni uyandıracak ve gözlerimi açıcam. tom&jerry gibi arkadaşlarım olacak.. haha komik di mi? aslında ne süper olur, düşünsene bi. off müthiş.
neyse canım, bayya saçmaladım. sonuca gelelim; pembe bir dünyada yaşamıyoruz, çoğumuzun pembe panjurlu bir evi dahi yok. gerçekler gözümüze gözümüze sokuluyor. istediğimiz herşey istemediğimiz zamanlarda istemediğimiz şekillerde çıkıyor karşımıza vs. vs.
mesela ben; şimdi azcık ders çalışmam gerekiyo. bak bu da bi gerçek. pofff!
ps. bu yazıyı bi ara düzelticem, baya sallamasyon oldu. farkındayım.
kimin yaşantısı böyle ki? hepimizin var mutlaka sıkıntıları; işle alakalı, aşkla alakalı, maddiyat, hastalık, ölüm, ailevi sorunlar vs. vs.. uzayıp gider böyle.
O yüzden inanmayın o pembe masallara, adı üzerinde 'masal'. hani çocukken annelerimizin bizi uyutmak için okudukları masallar. dinlerken uykuya daldığımız, kahramanların uçabildikleri, hayvanların konuşabildikleri, bir öpücüğe pamuk prensesin uyanabildiği türden masallar. keşke gerçek olabilse dediğimiz fakat bunun hiçbir türlü olabilitesinin olamayacağı sadece çocukluk yani saflık dönemimizde inandığımız cinsten olabilecek türler.
Düşünsene şimdi benim köpeğim benimle konuşacak, fareler kuşlar beni baloya yollamak için seferber olacak, balkabağından arabalar, atlardan şovalyeler yapılacak. jetgillerdeki gibi küçücük bir çanta tüm elektronik eşyalara dönüşecek. uçağım cebimde olacak, bir el şıklatışa arabam olacak. Richie rich kadar zengin olucam, tam öldüm derken yakışıklı prens gelip beni uyandıracak ve gözlerimi açıcam. tom&jerry gibi arkadaşlarım olacak.. haha komik di mi? aslında ne süper olur, düşünsene bi. off müthiş.
neyse canım, bayya saçmaladım. sonuca gelelim; pembe bir dünyada yaşamıyoruz, çoğumuzun pembe panjurlu bir evi dahi yok. gerçekler gözümüze gözümüze sokuluyor. istediğimiz herşey istemediğimiz zamanlarda istemediğimiz şekillerde çıkıyor karşımıza vs. vs.
mesela ben; şimdi azcık ders çalışmam gerekiyo. bak bu da bi gerçek. pofff!
ps. bu yazıyı bi ara düzelticem, baya sallamasyon oldu. farkındayım.
28 Ekim 2010 Perşembe
Neden?
küçüklükten beri böyleyim; daima bir şeyler soran. hep soran hiçbir zaman sus/a/mayan. Ve bazı şeylere hiç cevap bulamıyorum, hep soruyorum neden? neden? neden?
Neden en lazım olacağı zaman telefon bozulur (bkz. şuan ben!)
Neden illaki acil mail atmam gerektiğinde mutlaka int. olmaz?
Tv. de mükemmel bir film varken neden elektrikler kesilir? ve sonrasında neden banyo yapamam?
Neden hiçbir şey en başındaki gibi güzel olmaz?
Neden ölüm var, ya da bunu kabul edersek neden bu kadar koşuşturma?
İnsan kaderini kendi çizermiş! (yalan) peki neden sevdiklerim ebediyen benimle değil? nerde çizdiğim kader?
Neden çok acil bir işim olduğunda hep trafiğe yakalanıyorum?
Neden istediğim herhangi birşey o an benim olamıyor?
Neden hep erken kalkmak zorundayım?
Neden güzel olan herşey hemen bitiveriyor?
Neden hep yaz değil?
Neden herkes eşit şartlara sahip değil?
Neden bu sorulara hiç cevap bulamıyorum?
Neden en lazım olacağı zaman telefon bozulur (bkz. şuan ben!)
Neden illaki acil mail atmam gerektiğinde mutlaka int. olmaz?
Tv. de mükemmel bir film varken neden elektrikler kesilir? ve sonrasında neden banyo yapamam?
Neden hiçbir şey en başındaki gibi güzel olmaz?
Neden ölüm var, ya da bunu kabul edersek neden bu kadar koşuşturma?
İnsan kaderini kendi çizermiş! (yalan) peki neden sevdiklerim ebediyen benimle değil? nerde çizdiğim kader?
Neden çok acil bir işim olduğunda hep trafiğe yakalanıyorum?
Neden istediğim herhangi birşey o an benim olamıyor?
Neden hep erken kalkmak zorundayım?
Neden güzel olan herşey hemen bitiveriyor?
Neden hep yaz değil?
Neden herkes eşit şartlara sahip değil?
Neden bu sorulara hiç cevap bulamıyorum?
24 Ekim 2010 Pazar
Böyle işte!
Değişik bir yerde yaşıyoruz biz.
hem sonuna kadar bizim, hemde hiç bizim olmayan. Binlerce insanın uğrunda kan döküp savaşarak bu ülkeyi kurduğu ama canı isteyenin tek başına satabildiği, sattığı.
Kimsenin kimseye saygısının olmadığı
600 lira ile insanların geçinmesini beklediğimiz, bırakın çocuğuna oyuncak almayı evine çoğu kez ekmek alamayan babaların yanı sıra bazı çocuklara! gemiler alıyor babaları. işte şanslı kesim diyorum ya.
Pizzacılar daha hızlı hizmet veriyor mesela ambulanslardan, çok daha çabuk geliyorlar.
dedim ya değişik yer burası.
İstediğini söyleyemezsin, düşünürsün ama söyleyemezsin. Söylersen abuk bahaneler bulur kapatıverirler bir yerlere. hani güçlüler ya.
herkes kendini büyük adam sanır buralarda, ama bilemezler en önemlisinin insan olmak gerektiğini, sadece insan.
Kaba kuvveti, laf kalabalığını maharifet sanarlar birde, susmanın büyüklüğüne erişememişlerdir ki, kızmamak gerekir o yüzden.
Atatürk'ü de anlamaz bunlar, onun gibi düşünemezler ki; kapasite meselesi.
Bilmezler onun bu ülke için yaptıklarını, bizim onu neden bu kadar çok sevdiğimizi. Bir çok şey için sonsuza dek ona minnettar olduğumuzu. Onun nasıl bir Kahraman olduğunu, Adam olduğunu, her şeyden önce İnsan olduğunu..
hem sonuna kadar bizim, hemde hiç bizim olmayan. Binlerce insanın uğrunda kan döküp savaşarak bu ülkeyi kurduğu ama canı isteyenin tek başına satabildiği, sattığı.
Kimsenin kimseye saygısının olmadığı
600 lira ile insanların geçinmesini beklediğimiz, bırakın çocuğuna oyuncak almayı evine çoğu kez ekmek alamayan babaların yanı sıra bazı çocuklara! gemiler alıyor babaları. işte şanslı kesim diyorum ya.
Pizzacılar daha hızlı hizmet veriyor mesela ambulanslardan, çok daha çabuk geliyorlar.
dedim ya değişik yer burası.
İstediğini söyleyemezsin, düşünürsün ama söyleyemezsin. Söylersen abuk bahaneler bulur kapatıverirler bir yerlere. hani güçlüler ya.
herkes kendini büyük adam sanır buralarda, ama bilemezler en önemlisinin insan olmak gerektiğini, sadece insan.
Kaba kuvveti, laf kalabalığını maharifet sanarlar birde, susmanın büyüklüğüne erişememişlerdir ki, kızmamak gerekir o yüzden.
Atatürk'ü de anlamaz bunlar, onun gibi düşünemezler ki; kapasite meselesi.
Bilmezler onun bu ülke için yaptıklarını, bizim onu neden bu kadar çok sevdiğimizi. Bir çok şey için sonsuza dek ona minnettar olduğumuzu. Onun nasıl bir Kahraman olduğunu, Adam olduğunu, her şeyden önce İnsan olduğunu..
O yüzden adam diyebileceğimiz kişi sayısı azdır, çok az.
Bizler ileri dedikçe, onlar geri çekmeye çalışırlar bizi. zihniyet farklıdır.
çok tuhaf yer değil mi?
çok tuhaf yer değil mi?
kim haklı kim haksız belli değildir çoğu kez. işlerine nasıl geliyorsa öyle davranırlar.
normal, olması gereken, hatta çok önceden olması gereken şeyleri henüz yapıp anormal tepkiler vermemizi beklerler bir de, nasıl bir saçmalıktır belli değil.
ve hiçbir şey olmaz bunlara, gerçekten öyle, hiçbir şey olmaz.
maalesef olmaz.
nasıl bir bünyeyse artık!
İtalya
Evet şimdi de burayı görmek istiyorum, İtalya.. Ne kadar güzel değil mi? Merak ettiğim her yeri görebilsem keşke, yok ama kafama koydum; görücem burayı.
17 Ekim 2010 Pazar
yanlış zaman doğru insan, ya da doğru insan ama yanlış zaman..
çok klişe bi laf vardır; doğru zaman doğru insan. nası yalan belli değil. hiç görmedim ben, bi insanda yani doğru diye nitelendirebileceğim bir insanda o doğru zamanda karşımda belirsin. yok öyle bişi, net. yok!. ya yanlış zamanda doğru insan çıkıveriyor karşımıza -ki onu da zamanın yanlışlığına karıştırıp kaybediyoruz bir şekilde ya da doğru zaman dediğimiz an yanlış olan kişiler giriyor hayatımıza ve doğru olan her şeyi yanlışa çeviriyor büs bütün. mutlaka bir yerlerde bir yanlışlar oluyor. doğrular yanlışlar karışıveriyor birbirine. doğru-yanlış da bana göre soyut bir kavram ya, kime doğru neye yanlış? ya da sadece bende mi böyle oluyor, onu da bilemedim. doğru diye kabul ettiğim zamanlarda yanlışlar çevreliyor sanki hayatımı, herşey yanlış giderken de doğru olanı bile seçemiyorum sanki. sadece arkasından bakabiliyorum. hani gittikten, iş işten geçtikten sonra derler ya, işte o misal. doğru olduğunu biliyorum ama yanlışlarımdan kurtulup yanına gidemiyorum ya da yanlış olduğunu bilsem bile o an hayatımdaki tek doğru o olsun istiyorum ya da o olduğuna inandırılıyorum! ya da ben baya baya inanmak istiyorum ve inanıp sonrasında üzülüyorum. evet doğru olan bu. hemde doğru zamanda doğru olan!
10 Ekim 2010 Pazar
12ekim
günüme saatler kala ayrı bir heyecanlıyım.. evet bu ay benim ayım, bu hafta benim haftam. 12 ekime tapıyorum, doğduğum güne hayranım, doğum günüme bayılıyorum.
tipik bi teraziyim aslında, her ne kadar denge burcu olsada dengesizin başı oluyorum bazen. kabul. huysuzluklarım, şımarıklıklarım, kararsızlığımdan tutunda her şeyin en iyisini istememe kadar gider bu böyle. burcumun özelliklerini taşıyorum. zor değilim aslında, kendimi iyi biliyorum tanıyorum.
oldum olası bayılırım doğum günü kutlamalarıma, sevinçten ağlayarak biter her doğum günümün gecesi.. sevdiklerimin, ailemin, dostlarımın yanımda olduğu sayısız doğum günü geçirdim. hiç bitmeyen mumlar üfledim, sayısız pastalar kesip, en güzel dilekleri diledim etrafımdaki o mükemmel insanlarla..
en güzel diye ayıramıyorum hiçbir doğum günümü. hepsi çok özeldi, hepsi çok ayrıydı. ama geçen yıl mesela, çok çok çok güzeldi, sanırım azcık farkla geçen yıl biraz daha özeldi. sebebini söylemiycem, yazmıycam ama o gece özeldi, çok güzeldi. en güzel 12 ekimlerden biriydi. daha güzelini yaşayacağımı varsayarak en güzeli demiyorum, daha güzeli de olucak, biliyorum. ama yine de çok çok güzeldi. bir teşekkürde geçen yıl 12 ekimi böyle özel kılanlara gelsin o zaman..
tam 23 oldum şimdi, iyice alıştım sanırım 20 li yaşlara.. ya da alışmak zorunda mı kaldım? neyse kurcalamayalım çok fazla. henüz yaşımı saklayacak kadar büyümedim ben, hala küçüğüm! (yersen).
hep derim; 23. yaşımın çok güzel geçeceğine dair yoğun hislerim var, ve buna inancım oldukça fazla. yaşayıp görücez bakalım. bu kızın 6. hissi ne kadar kuvvetliymiş.
10.10.10 bugün. günüm yine muhteşem geçecek, sayısız mum üfleyip, en sevdiklerimle yine gecenin son ışıklarına kadar eğleneceğim, sayısız pasta kesip, milyonlarca dilek dileyeceğim. etrafım sevgi çemberiyle donatılacak, güven yumağı içinde en güvendiğim kucaklarda sevinçten ağlayarak bitireceğim günümü.. en tatlı yanakları öpüp, en sevdiklerim gün boyu benimle olacak. eskisi kadar sık olmasada doğum günüm hatrına sınırsız şımarma hakkı yine bende olacak :)
gün benim günüm 12 ekim en sevdiklerimle benim olacak. günüm şimdiden kutlu olsun.
tipik bi teraziyim aslında, her ne kadar denge burcu olsada dengesizin başı oluyorum bazen. kabul. huysuzluklarım, şımarıklıklarım, kararsızlığımdan tutunda her şeyin en iyisini istememe kadar gider bu böyle. burcumun özelliklerini taşıyorum. zor değilim aslında, kendimi iyi biliyorum tanıyorum.
oldum olası bayılırım doğum günü kutlamalarıma, sevinçten ağlayarak biter her doğum günümün gecesi.. sevdiklerimin, ailemin, dostlarımın yanımda olduğu sayısız doğum günü geçirdim. hiç bitmeyen mumlar üfledim, sayısız pastalar kesip, en güzel dilekleri diledim etrafımdaki o mükemmel insanlarla..
en güzel diye ayıramıyorum hiçbir doğum günümü. hepsi çok özeldi, hepsi çok ayrıydı. ama geçen yıl mesela, çok çok çok güzeldi, sanırım azcık farkla geçen yıl biraz daha özeldi. sebebini söylemiycem, yazmıycam ama o gece özeldi, çok güzeldi. en güzel 12 ekimlerden biriydi. daha güzelini yaşayacağımı varsayarak en güzeli demiyorum, daha güzeli de olucak, biliyorum. ama yine de çok çok güzeldi. bir teşekkürde geçen yıl 12 ekimi böyle özel kılanlara gelsin o zaman..
tam 23 oldum şimdi, iyice alıştım sanırım 20 li yaşlara.. ya da alışmak zorunda mı kaldım? neyse kurcalamayalım çok fazla. henüz yaşımı saklayacak kadar büyümedim ben, hala küçüğüm! (yersen).
hep derim; 23. yaşımın çok güzel geçeceğine dair yoğun hislerim var, ve buna inancım oldukça fazla. yaşayıp görücez bakalım. bu kızın 6. hissi ne kadar kuvvetliymiş.
10.10.10 bugün. günüm yine muhteşem geçecek, sayısız mum üfleyip, en sevdiklerimle yine gecenin son ışıklarına kadar eğleneceğim, sayısız pasta kesip, milyonlarca dilek dileyeceğim. etrafım sevgi çemberiyle donatılacak, güven yumağı içinde en güvendiğim kucaklarda sevinçten ağlayarak bitireceğim günümü.. en tatlı yanakları öpüp, en sevdiklerim gün boyu benimle olacak. eskisi kadar sık olmasada doğum günüm hatrına sınırsız şımarma hakkı yine bende olacak :)
gün benim günüm 12 ekim en sevdiklerimle benim olacak. günüm şimdiden kutlu olsun.
4 Ekim 2010 Pazartesi
28.09-03.10
beni tanıyanlar bilir, bu anı ne kadar uzun zamandır bekliyordum. nasıl heyecanlıydım, nasıl hevesli, nasıl merak içerisindeydim. salı gecesi ilk misafirlerimiz geldi, birbirinden tatlı 4 ispanyol. çarşamba günüde diğerleri 4 macaristandan 6 da polonyadan geldiler. 14 kişilik sevimli grup + sam ve ben. beraber geçidiğimiz 5 gün içinde birbirimizi o kadar sevdik, o kadar alıştık ki.. o kadar bizden biri oldular ki.. tüm istanbulu gezdik, tabiri caizse istanbulun altını üstüne getirdik. çılgınlar gibi gezdik, deli gibi eğlendik.. sabah erkenden uyanıp, gece yarılarına kadar geçen 5 mükemmel gün. hepsine çok alıştık, çok çok sevdik.. şimdi sırada macaristan var, şubat sonu. ardından haziranda İspanya ve kasım da da polonya.
o tarihleri iple çekiyorum. zaman su gibi aksın, hemen ama hemen o tarihler gelsin. yine görüşelim, yine gezelim, yine yine yine eğlenelim. evet ben şimdiden çok fazla özledim onları, çok alıştım onlara. çok fazla sevdim, güvendim. aramızda değişik bir bağ oluştu hepsiyle. hepsi o kadar içten, o kadar şeker, o kadar tatlı ki.. küçük bir itiraf; ben en çok ispanyolları sevdim. hepsini çok sevdim ama onlar bir ayrı nedense.
bir an önce yeniden görüşeceğimiz tarih gelsin, bir an önce yanlarına gideyim. haa bu arada ben şimdi şu pasaport işimle bi uğraşmalıyım. ayrıca bişi daha var; o pasaport fotoğrafları nasıl bir iğrençliktir sorma. leş!
o tarihleri iple çekiyorum. zaman su gibi aksın, hemen ama hemen o tarihler gelsin. yine görüşelim, yine gezelim, yine yine yine eğlenelim. evet ben şimdiden çok fazla özledim onları, çok alıştım onlara. çok fazla sevdim, güvendim. aramızda değişik bir bağ oluştu hepsiyle. hepsi o kadar içten, o kadar şeker, o kadar tatlı ki.. küçük bir itiraf; ben en çok ispanyolları sevdim. hepsini çok sevdim ama onlar bir ayrı nedense.
bir an önce yeniden görüşeceğimiz tarih gelsin, bir an önce yanlarına gideyim. haa bu arada ben şimdi şu pasaport işimle bi uğraşmalıyım. ayrıca bişi daha var; o pasaport fotoğrafları nasıl bir iğrençliktir sorma. leş!
26 Eylül 2010 Pazar
19 Eylül 2010 Pazar
geliyorlar.
evett geliyorlar. sonunda geliyorlar. hani şu projemiz vardı ya; comenius. sonunda ilk proje toplantısı için Türkiye'ye geliyorlar. 28.09 salı günü 11 de Atatürk hava alanından karşılamaya gidicez onları. 4 ispanyol, 6 polonyalı 4 de macaristandan geliyor. acayip heyecanlıyım, onlara rehberlik yapmak için tanışmak için sabırsızlanıyorum, artık ayın 28'i olsun ama!! onlarda en az benim kadar heyecanlı, hepsi istanbulu gezmek için sabırsızlanıyor, heyecanlanıyor. 5 gün falan bizimleler. belki 2 tanesini falan bizim evde misafir edebilirim. çok net olmamakla birlikte var öyle bi planım :) önce bi gelsinler, sonra bakıcaz bişiler. herneyse, geldiklerinde herşeyi tüm detayıyla anlatıcam zaten. fotoğraflar falan.
birisi
biri vardır; sizi hiç üzmeyen, koşulsuz seven, güvenen, yapma dediğin hiçbir şeyi yapmayan, kendinden önce seni düşünen, seni senden daha çok seven, önemseyen, yanında olamadığı zamanlarda kendini suçlu hisseden, seni mutlu edebilmek için yapabildiği hatta yapamadığı şeyleri bile yapmaya çalışan, senin için değişen ama seni olduğu gibi kabul eden, değiştirmeyen. bildiği her şeyi sana öğreten, seni büyüten, canım diyen, canın olan, en önceliği olduğun, tüm hayallerinde seninde olduğun, sensiz bir hayat düşünemeyen, ne yaparsan yap kızmayan, %100 haksız olduğunda bile sırf seni kaybetmemek için tarafsızlığını kaybetmeyen, olayları hep tatlıya bağlayan, dünyanın en iyi insanı, meleği.. kısaca herşey olan. her şeyin olan. sen ve o artık tek kişi olan. işte o, 'o'.
15 Eylül 2010 Çarşamba
aslında, ama. yok yok.
aslında çok uzun zamandır yazmak istediğim bir şeydi bu. hep aklımda olan ama bir türlü yazma cesaretini kendimde bulamadığım. ama yinede en yazılası.. belkide hakkında yazılmayı en çok hak eden. şimdi tüm cesaretimle yazıyorum, sanırım şuan hazırım buna. ve eğer şimdi yazamazsam bir daha asla yazamam, biliyorum. kişi ya da obje değil bu. bir yer de değil, ya da bir olay. tamamıyla benim ruh halim, hissettiklerim, özlediklerim, hatırladıklarım, hiç unutmadıklarım ya da unutamadıklarım. görmek istediğim ama bir türlü göremediğim, özlediğim ama dokunamadığım, istediğim ama benim olamayanım. çok sevdiğim ama söyleyemediğim, sahip olduğum ama kaybettiğim. bıraktığım ama hep yanı başımda olmasını istediğim, üzdüğüm ama üzmeyi hiç istemediğim.. ya da terkettiğim ama onsuz olmayı hiç istemediğim.. yazmayı çok istediğim ama kelimelere sığdıramadığım. türkçemin yetersiz kaldığı bildiğim tüm kelimelerin anlamsızlaştığı, gördüğüm her şeyden daha güzel ve anlatamadığım kadar hatta hiçbir zaman anlatamayacağım özel 'o'. (yok, hayır kişi değil bu)
bazen böyle hissediyor insan. kötü oluyor. bir de hepsi üst üste gelirse, çok fena. net, kötü. yinede anlatamıyorum. anlatabilirim ama kendimi tutuyorum şuan. yapmadığım bir şey bu, yapamadığım. hissettiğim her şeyi hemen söylerim. içimde tutamam asla. ama şuan kişiliğimle ters düşüyorum. onuda şaşırtıyorum, farkındayım. ama susacağım. anlatamayacağım daha fazla. yazamayacağım. evet gurur duydum kendimle. hayran kaldım kendime. ve susuyorum. belki sonra, ama şimdi değil. hiç değil.
bazen böyle hissediyor insan. kötü oluyor. bir de hepsi üst üste gelirse, çok fena. net, kötü. yinede anlatamıyorum. anlatabilirim ama kendimi tutuyorum şuan. yapmadığım bir şey bu, yapamadığım. hissettiğim her şeyi hemen söylerim. içimde tutamam asla. ama şuan kişiliğimle ters düşüyorum. onuda şaşırtıyorum, farkındayım. ama susacağım. anlatamayacağım daha fazla. yazamayacağım. evet gurur duydum kendimle. hayran kaldım kendime. ve susuyorum. belki sonra, ama şimdi değil. hiç değil.
12 Eylül 2010 Pazar
kupaya 1 kala. türkiye, türkiye, türkiye..
Kim ne derse desin, basketbol futboldan çok daha keyifli. ben mest oluyorum izlerken, kendimden geçiyorum. Basketbolda son saniyeye hatta son saliseye kadar kazandık diyemezsiniz. kazanan son salise dolmadan belli değildir çoğu zaman. şaşırtır sizi, ağlatır, tüylerin diken diken olur izlerken, adrenalin miktarın artar, hop oturur hop kalkarsın hatta çoğu kez yerinde duramazsın, kalbin duracakmış gibi gelir, nefesin kesilir. her saniye saatler kadar önem taşır basketbolda. o sahada bende olsaydım diye delirirsin, yenince sevinçten ağlarsın.. heyecanın kralını yaşatır sana, her saniyenin önemini dank ettirir kafana. basketbol yaşam biçimidir, alıştın mı bırakamazsın, çok fena alışkanlık yapar. mutlaka seversin, taparsın hatta. değişiktir, tarifi zor, eşi benzeri yoktur. yoksa siz bu duyguları futbolda yaşayabileceğinizi mi sanıyorsunuz? yok öyle bişiy, kandırmayın hiç kendinizi.
biraz önce 12 dev adamımızla gurur duyduk, o kadar zor olan bir şeyi başardılar ki. tarihte bir ilk bu. oynadığımız diğer maçları baz alırsak çokta olağanüstü oynamadık ama kazanan bizdi. önemli olanda bu zaten. tam maç bitiyor derken 4.05 saniye kala yeniliyorken Kerem Tunçeri'den o muhteşem basket geldi. 0.5 saliseye galip girdik ama Semih Erden'in o bloğunu unutmak ne mümkün. büyüksünüz. finaldeyiz yaa finaldee. daha ötesi var mı? finalin adı Türkiye. Şimdi yarın gece ABD yi yenicez. evet yenicez. o kupa bize gelicek, bizim olucak. hani diyorlar ya; Bu Türkler çok oluyorlar. işte biz asıl yarın gece çok olucaz. evet başarı bizde alışkanlık yaptı. 12 dev adamımıza güveniyoruz, her koşulda arkalarındayız. yarın gece o kupayla sarhoş olucaz, kendimizden geçicez, sabaha kadar zaferimizi kutluycaz. iyi ki var -lar, iyi ki var -lar.. seviyoruz sizi tatlı dev adamlar..
biraz önce 12 dev adamımızla gurur duyduk, o kadar zor olan bir şeyi başardılar ki. tarihte bir ilk bu. oynadığımız diğer maçları baz alırsak çokta olağanüstü oynamadık ama kazanan bizdi. önemli olanda bu zaten. tam maç bitiyor derken 4.05 saniye kala yeniliyorken Kerem Tunçeri'den o muhteşem basket geldi. 0.5 saliseye galip girdik ama Semih Erden'in o bloğunu unutmak ne mümkün. büyüksünüz. finaldeyiz yaa finaldee. daha ötesi var mı? finalin adı Türkiye. Şimdi yarın gece ABD yi yenicez. evet yenicez. o kupa bize gelicek, bizim olucak. hani diyorlar ya; Bu Türkler çok oluyorlar. işte biz asıl yarın gece çok olucaz. evet başarı bizde alışkanlık yaptı. 12 dev adamımıza güveniyoruz, her koşulda arkalarındayız. yarın gece o kupayla sarhoş olucaz, kendimizden geçicez, sabaha kadar zaferimizi kutluycaz. iyi ki var -lar, iyi ki var -lar.. seviyoruz sizi tatlı dev adamlar..
*Ben basketbol oynadığım günleri çok özledim, onlar sahadayken o kadar kıskanıyorum ki onları. ahh eski günler.
*"Cenk Akyol" evet çok yakışıklı :)
*Basketbol kesinlikle futboldan daha keyifli
*12 dev adam sizinle gurur duyuyoruz.
*Biz o kupayı alıcaz, net
9 Eylül 2010 Perşembe
p. s. i love you
ben bu filme bayılıyorum. evet en son dün akşam izledim, kaçıncı izleyişim hatırlamıyorum ama her izlediğimde ağlayabilme gibi bir özelliğim var benim. Gerard Butler zaten bana göre tüm zamanların en yakışıklı adamı. oyunculuğunada laf yok. sonuç itibariyle muhteşem bir aşk filmi.
ps. evet hepimiz böyle bir aşk yaşayalım, ama sonsuz olsun.. hep yanımda olsun.
öyle işte
bazen hak edene hak ettiğinden çok daha az değer veriyoruz ya da hiç hak etmeyeni çok daha önemsiyoruz. bu hiç adil değil aslında. farkındayım bazen bunu bende yapıyorum. yakın bir zamanda yine oldu. üzülmeyi hiç hak etmeyen hatta dünyanın en iyi insanlarından biri diyebileceğim birini üzdüm. ve onu üzdüğüm için bende çok üzüldüm. ve öyle bir şey ki o bu yaptığım karşısında yine kızmadı, o benim üzülmemi istemediği için benim onu üzdüğüm gibi üzmedi beni. belki bana kızsa ya da kızgınlığını üzüntüsünü dile getirmiş olsa bende bu kadar kötü hissetmezdim ama ağzından beni kıracak tek bir kelime dahi çıkmadı. o kadar olgun ki.. o kadar iyi ki..
senden çok özür dilerim. seni üzmeyi hiç istemedim ben. barıştık, değil mi?
senden çok özür dilerim. seni üzmeyi hiç istemedim ben. barıştık, değil mi?
8 Eylül 2010 Çarşamba
28.08-07.09
aslında hiçbir sanatçıya hayranlık durumum yoktur, sempatik gelir bazıları.. ama oldum olası konserleri severim. eğlencedir benim için, rahatlıktır, gizlenen türlü duyguların en rahat biçimde ortaya çıkış biçimidir, keyftir, sesin kısılana dek şarkı söylemektir, ayaklarının altı ağırıncaya kadar tepinmektir, özgürce dans edebilmek, kendini serbest bırakabilmektir. benim en büyük eğlencelerimdendir. beni tanıyan tanır, bilen bilir; kenan doğulu konserlerini nasıl kaçırmam. her yaz nasıl kuruçeşmede yerimi alırım :) bu sene biraz değişik oldu. babamla beraber tarkanın konserine gitmeye niyetlendik, önce baya isteksizdim. bana göre gereksizdi tarkan konseri, lüzum yoktu. ama babam bayyaa kararıydı ve akabinde bilet olayını halletti geldi. sonra ne mi oldu? konser günü hatta konsere saatler kala gelmekten vazgeçti sevgili babacım! bizde nec, mer ve ben üç kız çıktık yola, doğru harbiye açık hava tiyatrosunaa.. 21.45 de çıkması gereken sevgili sanatçımız 22.10 gibi nihayet belirdi sahnede. ben baya suratsızım tabi o dakikalar 'nerde bu adam, neden yok vs.' diye söyleniyorum. 'acımıycak' adlı benim taptığım şarkıyla başlıyor konser ve ben adeta mest oluyorum, suratsız aybikemden eser kalmıyor haliyle. deli gibi oynayıp boğazımız acıyana kadar şarkılara eşlik ediyoruz. yeni albüm 10 numara, zaten eski şarkılarına diyecek birşey bulamıyorum. istemeyerek geldiğim konser hayatımın en güzel gecelerinden biri oluyor o sırada. bu konser 28.08 konseri. tadından yenilmiyor tarkan, ahh!! o kadar harika. ardından öğreniyoruz ki; 07.09 da bir konser daha. ne olduğunu anlamadığımız bir şekilde akşamki konserin biletleri avcumda beliriyor :) hazırlanıp yine yola koyulmaca. evet ben her konser sonrası tarkana aşık olma yolunda ilerliyorum. kim ne derse desin adam star. tartışmasız star. o sahnede devleşiyor adeta. 5000 kapasitelik mekan 6500 kişi ile 8 gün full çekiyor. bu çok büyük bir başarı aslında. alkışlar tarkan'ımıza..
bi kere adamın sahnesi olağanüstü, oraya çok yakışıyor. duruşu, bakışı, konuşmaları, hali, tavrı.. benden tam not alıyor, net yani.
sonra ben hayatımda hem bu kadar kıvrak ve seksi dans edebilen ama aynı zamanda erkeksi tavırlarıyla insanı kendine hayran bıraktıran bir başka insan türüne rastlamadım. adam çokk seksi.. dans etmek bir erkeğe ancak bu kadar yakışabilir.
o dans ederken, insan kendini sahneye atıp ona sarılmak hatta öpmek istiyor. evet ben konser boyunca bu fikirle dolaştım :) itiraf.
insanlarla iletişimi çok iyi, konser boyunca gerek bakışı gerek poz verişi ya da size öpücük atıp göz kırpmasıyla sizi kendinize önemli hissettiriyor ve oradan mutlu ayrılıyorsunuz. hani bana dün gece öpücük attı yaa, o yüzden yani :)
ayrıca tam bir ana kuzusu :) çok tatlıydı anne-oğul arasındaki diyaloglar
sonuç olarak; adam türkiyenin tartışmasız starı, üzerine kimseyi tanımam. hakkında kim ne derse desin, kulaklarım tıkalı, ben onu seviyorum. ayrıca çoook yakışıklıda :)
necc, aslı ve benim içinde tarkan'ın da olduğu çok güzel planlarımız var aslında ama sanırım buraya yazmam pek doğru olmaz.
bu arada seneye tekrar yerimizi alıcaz konserlerde ve her ne olursa olsun o adamı öpücem. kafaya koydum bunu :) beni bilirsiniz dediğimi yaparım. yapıcam bunu, ahhh o seksi adamı 1 kez bile olsa öpücemmm..
sanırım seneye yaza görüşmek üzere..
bi kere adamın sahnesi olağanüstü, oraya çok yakışıyor. duruşu, bakışı, konuşmaları, hali, tavrı.. benden tam not alıyor, net yani.
sonra ben hayatımda hem bu kadar kıvrak ve seksi dans edebilen ama aynı zamanda erkeksi tavırlarıyla insanı kendine hayran bıraktıran bir başka insan türüne rastlamadım. adam çokk seksi.. dans etmek bir erkeğe ancak bu kadar yakışabilir.
o dans ederken, insan kendini sahneye atıp ona sarılmak hatta öpmek istiyor. evet ben konser boyunca bu fikirle dolaştım :) itiraf.
insanlarla iletişimi çok iyi, konser boyunca gerek bakışı gerek poz verişi ya da size öpücük atıp göz kırpmasıyla sizi kendinize önemli hissettiriyor ve oradan mutlu ayrılıyorsunuz. hani bana dün gece öpücük attı yaa, o yüzden yani :)
ayrıca tam bir ana kuzusu :) çok tatlıydı anne-oğul arasındaki diyaloglar
sonuç olarak; adam türkiyenin tartışmasız starı, üzerine kimseyi tanımam. hakkında kim ne derse desin, kulaklarım tıkalı, ben onu seviyorum. ayrıca çoook yakışıklıda :)
necc, aslı ve benim içinde tarkan'ın da olduğu çok güzel planlarımız var aslında ama sanırım buraya yazmam pek doğru olmaz.
bu arada seneye tekrar yerimizi alıcaz konserlerde ve her ne olursa olsun o adamı öpücem. kafaya koydum bunu :) beni bilirsiniz dediğimi yaparım. yapıcam bunu, ahhh o seksi adamı 1 kez bile olsa öpücemmm..
sanırım seneye yaza görüşmek üzere..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
























